Hukuki Realizm ve Eleştirel Akımlar

Serbest hukuk ve menfaatler içtihadı, Amerikan ve İskandinav realizmi (Holmes, Frank, Llewellyn), Eleştirel Hukuk Çalışmaları ve diğer eleştirel akımlar.

Son güncelleme: 21 Ekim 2026 7 dk okuma TMK m.1, TMK m.4, AY m.138

Hukuki realizm, hukuku kanun kitaplarındaki soyut kurallarda değil, mahkemelerin ve hukuk uygulayıcılarının fiilen ne yaptığında arayan yaklaşımdır. Realistler hem doğal hukukun metafiziğine hem de kanun pozitivizminin “hâkim kanunu mekanik olarak uygular” varsayımına karşı çıkmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan eleştirel akımlar ise realizmin şüpheciliğini devralarak hukukun tarafsız olmadığını, güç ilişkilerini yansıttığını ileri sürmüştür.

Arka plan: kavramlar içtihadına tepki

  1. yüzyılda kıta Avrupası’nda hâkim olan kanun pozitivizmi ve kavramlar içtihadı, hukuk kavramlarından mantıksal çıkarımla her uyuşmazlığa çözüm bulunabileceğini savunuyordu. Bu anlayışa karşı Avrupa’da iki önemli tepki doğmuştur.

Menfaatler içtihadı

Rudolf von Jhering’in sonraki dönem düşüncelerinden beslenen ve Philipp Heck ile özdeşleşen menfaatler içtihadı, her hukuk kuralının belirli menfaat çatışmalarını çözmek için konulduğunu savunur. Hâkim, kuralı uygularken kanun koyucunun hangi menfaati hangisine üstün tuttuğunu araştırmalı; boşluk durumunda da bu tercihi izlemelidir. Menfaatler içtihadı hâkimi kanuna bağlı tutar, fakat kanunu kavramsal değil amaçsal yorumlamaya yönlendirir.

Serbest hukuk hareketi

Hermann Kantorowicz ve Eugen Ehrlich’in öncülük ettiği serbest hukuk hareketi, kanunun boşluksuz olmadığını, hâkimin boşluk durumunda devlet hukuku dışındaki “serbest hukuku” (toplumun adalet anlayışı, yaşayan hukuk) bulup uygulaması gerektiğini savunmuştur. Fransa’da François Gény’nin serbest bilimsel araştırma yöntemi de benzer biçimde kanunun yetmediği yerde hâkimin nesnel ölçütlerle hukuk bulmasını önermiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun ilk maddesi, kaynağı olan İsviçre Medeni Kanunu üzerinden bu tartışmanın ılımlı bir sonucunu yansıtır: hâkim önce kanunu uygular; boşlukta örf ve âdete, o da yoksa kanun koyucu gibi kural koymaya başvurur.

Amerikan hukuki realizmi

Oliver Wendell Holmes

ABD Yüksek Mahkemesi yargıcı Oliver Wendell Holmes, Amerikan realizminin öncüsü kabul edilir. The Common Law (1881) adlı eserinde hukukun gelişiminin soyut mantıktan çok toplumsal deneyim ve ihtiyaçlarla açıklanabileceğini vurgulamıştır. 1897 tarihli The Path of the Law makalesinde ise hukuku, mahkemelerin fiilen ne yapacağına ilişkin öngörüler olarak tanımlamıştır. Holmes bu bakışı “kötü adam” örneğiyle açıklar: hukuku anlamak isteyen kişi, ahlaki kaygılarla değil, yalnızca davranışının mahkemede hangi sonuçları doğuracağını merak eden birinin gözünden bakmalıdır.

Roscoe Pound

Roscoe Pound, realizmle yakından ilişkili sosyolojik hukuk biliminin kurucusudur. Kitaplardaki hukuk (law in books) ile işleyen hukuk (law in action) arasındaki farkı vurgulamış ve hukuku toplumsal menfaatleri dengeleyen bir toplum mühendisliği aracı olarak görmüştür.

Kural şüpheciliği ve olgu şüpheciliği

1920–1930’larda Karl Llewellyn ve Jerome Frank gibi yazarlarla olgunlaşan Amerikan realizmi, hâkim kararlarının gerçekte nasıl verildiğine odaklanmıştır. Jerome Frank realistleri iki gruba ayırmıştır:

Kural şüpheciliğiOlgu şüpheciliği
Temel iddiaYazılı kurallar kararı belirlemez; aynı kural farklı sonuçlara götürebilirAsıl belirsizlik ilk derece mahkemesinde olguların saptanmasındadır
OdakÜst mahkemeler, içtihatlarİlk derece mahkemesi, tanıklar, jüri, hâkimin kişiliği
Öne çıkan isimKarl LlewellynJerome Frank

Realistlere göre hâkim çoğu zaman önce sonuca karar verir, sonra bu sonucu kurallarla gerekçelendirir. Kararı belirleyen etkenler arasında hâkimin kişiliği, değerleri, toplumsal arka planı ve davanın olguları bulunur. Bu nedenle hukuk eğitimi ve araştırması, kuralların mantıksal analizinden çok kararların ampirik incelenmesine yönelmelidir.

İskandinav realizmi

İsveç’te Axel Hägerström’ün öncülüğünde gelişen ve Karl Olivecrona, Alf Ross, Vilhelm Lundstedt gibi isimlerle devam eden İskandinav realizmi, Amerikan realizminden farklı olarak daha felsefi bir nitelik taşır.

  • “Hak”, “yükümlülük”, “geçerlilik” gibi kavramların gerçek dünyada karşılığı olmadığını, bunların psikolojik etkiler doğuran düşünce kalıpları olduğunu savunur.
  • Değer yargılarının doğru ya da yanlış olamayacağını, bilimsel olarak kanıtlanamayacağını ileri sürer.
  • Alf Ross’a göre geçerli hukuk, hâkimlerin kendilerini bağlı hissettikleri ve kararlarında fiilen esas aldıkları normlardır.
Amerikan realizmiİskandinav realizmi
KaynakUygulama, yargıç deneyimiFelsefe (metafizik eleştirisi)
OdakMahkeme kararlarının öngörülmesiHukuk kavramlarının gerçekliği, psikolojik etki
YöntemAmpirik, pragmatikAnalitik, kavram eleştirisi

Realizme yöneltilen eleştiriler

Realizmin “hukuk, mahkemelerin ne yapacağına ilişkin öngörüdür” tanımı özellikle Hart tarafından eleştirilmiştir. Bu tanım avukatın bakış açısını açıklayabilir, fakat hâkimin bakış açısını açıklayamaz: hâkim karar verirken kendi kararını öngörmez; kuralı, kararını dayandırdığı bir ölçüt ve gerekçe olarak kullanır. Ayrıca son sözü söyleyen yüksek mahkemenin bir kararı “yanlış” bulunabiliyorsa, hukuk yalnızca o mahkemenin ne yapacağından ibaret olamaz. Kural şüpheciliğinin aşırı biçimi de eleştirilmiştir; hukuk uyuşmazlıklarının büyük çoğunluğu mahkemeye hiç gitmeden, kuralların açık olması sayesinde çözülür. Buna rağmen realizm, hukuk eğitimine ampirik araştırmayı, hâkimin karar sürecine ilişkin gerçekçi bir bakışı ve hukukun sonuçlarıyla değerlendirilmesi düşüncesini kazandırmıştır.

Eleştirel akımlar

Eleştirel Hukuk Çalışmaları

1970’lerde ABD’de ortaya çıkan Eleştirel Hukuk Çalışmaları (Critical Legal Studies; Duncan Kennedy, Roberto Unger gibi isimler) realizmin şüpheciliğini radikalleştirmiştir. Temel iddiaları şunlardır:

  • Belirsizlik tezi: Hukuk kuralları ve ilkeleri birbiriyle çelişen değerler içerdiğinden, aynı malzemeyle birbirine zıt sonuçlar gerekçelendirilebilir.
  • Hukuk siyasettir: Hukuk tarafsız ve nesnel değildir; egemen grupların çıkarlarını “doğal” ve “kaçınılmaz” gösteren ideolojik bir işlev görür (meşrulaştırma).
  • Liberal hukuk düşüncesinin kamusal/özel, birey/toplum gibi ayrımları sorgulanmalıdır.

Feminist hukuk kuramı

Feminist hukuk kuramı, görünüşte tarafsız hukuk kurallarının erkek deneyimini esas aldığını ve kadınların konumunu görünmez kıldığını savunur. Catharine MacKinnon gibi yazarlar, cinsel taciz ve cinsiyet temelli ayrımcılığın hukuki kavramlara dönüşmesine katkı sağlamıştır. Kuram içinde eşitlikçi (liberal), farklılıkçı ve radikal yaklaşımlar ayrışır.

Eleştirel ırk kuramı ve Marksist yaklaşım

Eleştirel ırk kuramı, hukukun ırksal eşitsizlikleri yeniden üretme biçimlerini inceler. Marksist yaklaşım ise hukuku ekonomik altyapı üzerinde yükselen bir üstyapı kurumu ve egemen sınıfın aracı olarak görür; Evgeny Pashukanis hukuk biçimini meta değişimi ilişkisiyle açıklamıştır.

Hukukun ekonomik analizi

Eleştirel akımlardan farklı bir yönde gelişen hukuk ve ekonomi yaklaşımı (Ronald Coase’un sosyal maliyet çalışması, Richard Posner), hukuk kurallarını etkinlik (verimlilik) ölçütüyle değerlendirir. Kuralların kişilerin davranışını nasıl etkilediğini ve kaynakların en verimli kullanımına hizmet edip etmediğini sorar. Realizmin “hukuku sonuçlarıyla değerlendirme” eğiliminin bir devamı olarak da görülür.

Pozitif hukuktaki yansımalar

Realizmin hâkimin karar sürecindeki rolüne yaptığı vurgu, pozitif hukukta hâkime tanınan takdir yetkisi ve yargı bağımsızlığıyla ilişkilendirilebilir. TMK m.4, kanunun açıkça hâkime bıraktığı alanlarda ölçüt olarak hukuk ve hakkaniyeti gösterir:

AY m.138’deki “vicdani kanaat” ifadesi, kararın yalnız mantıksal çıkarım olmadığını, hâkimin değerlendirmesini de içerdiğini kabul eder. Ancak hüküm aynı zamanda hâkimi Anayasaya, kanuna ve hukuka bağlayarak realizmin radikal şüpheciliğine sınır çizer.

Özet

  • Menfaatler içtihadı (Heck) hâkimi kanun koyucunun menfaat tercihine bağlar; serbest hukuk hareketi (Kantorowicz, Ehrlich) boşlukta toplumsal hukuku uygulamayı önerir; TMK m.1 bu tartışmanın ılımlı sonucudur.
  • Holmes hukuku mahkemelerin ne yapacağına ilişkin öngörü olarak tanımlar ve “kötü adam” bakışını önerir.
  • Pound: kitaplardaki hukuk / işleyen hukuk ayrımı ve toplum mühendisliği.
  • Jerome Frank: kural şüpheciliği (Llewellyn) ve olgu şüpheciliği (ilk derece mahkemesinde olguların saptanması) ayrımı.
  • İskandinav realizmi (Hägerström, Olivecrona, Ross) hukuk kavramlarının metafizik olduğunu, psikolojik gerçeklik taşıdığını savunur.
  • Eleştirel Hukuk Çalışmaları: belirsizlik tezi, “hukuk siyasettir”, meşrulaştırma işlevi.
  • Feminist kuram, eleştirel ırk kuramı ve Marksist yaklaşım hukukun tarafsızlık iddiasını sorgular; hukukun ekonomik analizi etkinlik ölçütünü esas alır.

Kaynakça

Mini deneme: Hukuki Realizm ve Eleştirel Akımlar

10 soru · ücretsiz
  1. 1. Hukuku "mahkemelerin fiilen ne yapacağına ilişkin öngörüler" olarak tanımlayan ve bu bakışı "kötü adam" örneğiyle açıklayan düşünür kimdir?

  2. 2. Jerome Frank'in ayrımına göre "olgu şüpheciliği" ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

  3. 3. Hâkimin, her hukuk kuralının arkasındaki menfaat çatışmasını ve kanun koyucunun bu çatışmada hangi menfaati üstün tuttuğunu araştırarak karar vermesi gerektiğini savunan ve Philipp Heck ile özdeşleşen akım hangisidir?

  4. 4. Bir hukuk bürosunda stajyer avukat, müvekkile hangi sonucu bekleyebileceğini anlatırken kanun metnini incelemek yerine dosyanın gideceği mahkemenin benzer davalarda son yıllarda verdiği kararların istatistiğini çıkarmaktadır. Stajyerin yaklaşımı aşağıdaki akımlardan hangisinin bakışına en yakındır?

  5. 5. İskandinav realizmi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

  6. 6. Aşağıdaki ifadelerden hangileri Eleştirel Hukuk Çalışmaları akımının temel iddiaları arasındadır?
    I. Hukuk kuralları çelişen değerler içerdiğinden aynı malzemeyle zıt sonuçlar gerekçelendirilebilir.
    II. Hukuk tarafsız değildir ve egemen grupların çıkarlarını doğal gösteren ideolojik bir işlev görür.
    III. Hukuk kuralları yalnızca ekonomik etkinlik ölçütüyle değerlendirilmelidir.

  7. 7. Bir mirasçılık uyuşmazlığında kanunda uygulanabilir bir hüküm bulunmadığı, bölgede ise uzun süredir uyulan yerleşik bir uygulama olduğu anlaşılmıştır. TMK m.1'e göre hâkimin izleyeceği sıra aşağıdakilerden hangisidir?

  8. 8. Realizmin "hukuk, mahkemelerin ne yapacağına ilişkin öngörüdür" tanımına Hart'ın yönelttiği eleştiri aşağıdakilerden hangisidir?

  9. 9. Roscoe Pound ile özdeşleşen kavram çifti aşağıdakilerden hangisidir?

  10. 10. Bir yargıç, görünüşte tarafsız olan bir istihdam kuralının uygulamada kadın çalışanları sistematik olarak dezavantajlı kıldığını, çünkü kuralın erkek çalışan deneyimini esas aldığını gerekçesinde tartışmaktadır. Bu yaklaşım aşağıdaki akımlardan hangisinin temel eleştirisine en yakındır?

Bu not 3. konu olarak Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi dersinin bir parçasıdır. Notlar bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kanun metinleri mevzuat.gov.tr'den alıntılanmıştır; hata bildirimi için iletişim.