Adalet, hukukun hem amacı hem de ölçütü olarak görülen temel değerdir. Hukukun meşruiyeti tartışıldığında sorulan soru çoğunlukla “bu kural adil mi?” sorusudur. Ne var ki adaletin içeriği konusunda tek bir görüş yoktur: kimi kuramlar eşitliği, kimi faydayı, kimi özgürlüğü ve hakları öne çıkarır. Bu not, sınavlarda en çok sorulan adalet ayrımlarını ve modern kuramları pozitif hukuktaki karşılıklarıyla birlikte ele alır.
Adaletin klasik tanımı
Roma hukukçusu Ulpianus’a dayanan ve Justinianus derlemelerine giren klasik tanım, adaleti herkese hakkını verme yönünde sürekli ve kalıcı bir irade olarak tanımlar (suum cuique tribuere). Bu tanım biçimseldir: herkese “hakkını” vermeyi emreder, ancak neyin kimin hakkı olduğunu söylemez. Adalet kuramlarının asıl tartışması bu boşluğun nasıl doldurulacağıyla ilgilidir.
Biçimsel adalet ile maddi (içeriksel) adalet ayrımı bu noktada önemlidir:
- Biçimsel adalet: Benzer durumlara benzer, farklı durumlara farklı davranılması; kuralların herkese tarafsız ve tutarlı uygulanması.
- Maddi adalet: Kuralın içeriğinin kendisinin adil olması; örneğin kimlerin “benzer” sayılacağına hangi ölçütle karar verileceği.
Aristoteles’in adalet öğretisi
Aristoteles, Nikomakhos’a Etik adlı eserinde adaleti ayrıntılı biçimde incelemiştir.
Genel ve özel adalet
Genel adalet, kanunlara uygun davranmayı ve topluluğun ortak iyiliğini gözetmeyi ifade eder; bütün erdemleri kapsayan geniş bir anlamdır. Özel adalet ise kişiler arası paylaşım ve değişim ilişkilerine ilişkin dar anlamdaki adalettir ve iki türe ayrılır:
| Dağıtıcı adalet | Denkleştirici (düzeltici) adalet | |
|---|---|---|
| Alan | Toplumsal değerlerin (onur, mal, görev, yük) paylaştırılması | Kişiler arası değişim ve haksızlıkların giderilmesi |
| Ölçüt | Liyakate göre geometrik (orantılı) eşitlik | Kişilerin niteliğine bakılmaksızın aritmetik eşitlik |
| İlişki | Devlet/topluluk – birey | Birey – birey |
| Örnek | Vergi yükünün gelire göre dağıtılması, kamu görevine atama | Edim–karşı edim dengesi, zararın tazmini |
Denkleştirici adalet kendi içinde iradi ilişkiler (alım satım, kira gibi değişimler) ve iradi olmayan ilişkiler (hırsızlık, yaralama gibi haksız fiiller) olarak ikiye ayrılır. Her ikisinde de bozulan dengenin yeniden kurulması amaçlanır.
Hakkaniyet (epieikeia)
Aristoteles’e göre kanun genel olmak zorundadır; bu nedenle bazı somut durumlarda genel kuralın harfiyen uygulanması adaletsiz sonuç doğurabilir. Hakkaniyet, kanunun genelliğinden doğan bu eksikliği somut olayın özelliklerine göre düzelten, somut olaydaki adalettir. Hakkaniyet adaletin karşıtı değil, onun daha ince bir biçimidir. Modern hukukta hâkime takdir yetkisi veren hükümler bu düşüncenin devamıdır.
Yararcılık (faydacılık)
Jeremy Bentham ve John Stuart Mill ile özdeşleşen yararcılık, bir eylemin veya kuralın doğruluğunu sonuçlarına, özellikle toplam mutluluğa (faydaya) yaptığı katkıya göre değerlendirir. Adil kural, en çok sayıda kişiye en büyük mutluluğu sağlayan kuraldır.
Yararcılığa yöneltilen başlıca eleştiriler şunlardır:
- Toplam fayda uğruna azınlığın temel haklarının feda edilmesine izin verebilir.
- Faydanın kişiler arasında nasıl ölçülüp karşılaştırılacağı belirsizdir.
- Dağılımla ilgilenmez; toplam fayda artıyorsa eşitsizliğin büyümesini sorun saymaz.
Rawls’un kuramı büyük ölçüde bu eleştirilerden hareketle geliştirilmiştir.
John Rawls: Hakkaniyet olarak adalet
John Rawls, 1971’de yayımlanan Bir Adalet Teorisi (A Theory of Justice) adlı eserinde toplum sözleşmesi geleneğini yeniden canlandırmıştır. Rawls’a göre adalet, toplumsal kurumların ilk erdemidir; kuramının konusu bireysel davranışlar değil, toplumun temel yapısıdır.
İlk durum ve cehalet peçesi
Rawls, adalet ilkelerinin hangi koşullarda seçilirse adil sayılacağını sorar. Cevabı varsayımsal bir seçim durumudur: ilk durum (original position). Bu durumda taraflar bir cehalet peçesi (veil of ignorance) arkasındadır; toplumdaki sınıflarını, servetlerini, yeteneklerini, cinsiyetlerini, iyi yaşam anlayışlarını bilmezler. Kimse kendi lehine ilke seçemeyeceği için seçilen ilkeler hakkaniyete uygun olur. Kuramın adı (“hakkaniyet olarak adalet”) buradan gelir.
Belirsizlik altında akılcı taraflar, Rawls’a göre en kötü durumdaki konumu en iyi hâle getiren seçeneği tercih eder (maximin kuralı).
İki adalet ilkesi
- Eşit özgürlük ilkesi: Her kişi, herkes için benzer bir özgürlükler sistemiyle bağdaşan en geniş temel özgürlükler sistemine eşit hakka sahip olmalıdır.
- Toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler ancak şu iki koşulla kabul edilebilir:
- Fırsat eşitliği: Eşitsizliğe bağlı makam ve konumlar, adil fırsat eşitliği koşullarında herkese açık olmalıdır.
- Fark ilkesi: Eşitsizlikler toplumun en az avantajlı kesimlerinin yararına olmalıdır.
İlkeler arasında sözlüksel (leksikal) öncelik vardır: birinci ilke ikinciden, ikinci ilke içinde fırsat eşitliği fark ilkesinden önce gelir. Bu nedenle temel özgürlükler ekonomik kazanç uğruna sınırlanamaz.
Robert Nozick: Yetki kuramı
Robert Nozick, 1974 tarihli Anarşi, Devlet ve Ütopya adlı eserinde Rawls’u özgürlükçü (liberteryen) bir açıdan eleştirmiştir. Nozick’in yetki (hak sahipliği) kuramına göre bir dağılımın adil olup olmadığı, sonuçtaki tabloya (kimin ne kadar sahip olduğuna) değil, malların nasıl edinildiğine bakılarak belirlenir. Kuram üç ilkeye dayanır:
- Edinmede adalet: Sahipsiz bir şeyin meşru yollarla edinilmesi;
- Devirde adalet: Gönüllü değişim, bağışlama gibi meşru devir yolları;
- Düzeltmede adalet: Geçmişteki haksız edinme ve devirlerin giderilmesi.
Nozick’e göre yeniden dağıtım amacıyla vergi alınması bireyin haklarına müdahaledir; meşru devlet, güvenlik ve sözleşmelerin korunmasıyla sınırlı “minimal devlet”tir.
Kuramların karşılaştırması
| Kuram | Temel ölçüt | Öne çıkan değer | Tipik eleştiri |
|---|---|---|---|
| Aristoteles | Orantılı ve aritmetik eşitlik | Eşitlik, ölçülülük | Liyakat ölçütü belirsiz |
| Yararcılık (Bentham, Mill) | Toplam faydanın en çoklanması | Mutluluk | Azınlık haklarını feda edebilir |
| Rawls | Cehalet peçesi altında seçilecek ilkeler | Hakkaniyet, eşit özgürlük | Ampirik olmayan varsayım, ihtiyatlı seçici varsayımı |
| Nozick | Edinme ve devrin meşruluğu | Bireysel hak ve özgürlük | Mevcut eşitsizlikleri meşrulaştırma riski |
| Kelsen (görecelik) | Bilimsel olarak belirlenemez | Hoşgörü | Değer kararlarını keyfîliğe bırakma |
Kelsen, adaletin içeriğinin bilimsel yöntemle belirlenemeyeceğini, mutlak adaletin akılcı bir ideal değil bir özlem olduğunu savunmuştur. Bu değer göreceliği onun pozitivist hukuk anlayışının arka planını oluşturur.
Pozitif hukuktaki yansımalar
Anayasa’nın eşitlik hükmü biçimsel eşitlikten başlayıp dağıtıcı adalet düşüncesine uzanan bir yapı gösterir. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler için alınacak tedbirlerin eşitliğe aykırı sayılmaması (AY m.10/2-3), farklı durumdakilere farklı davranmanın adaletin gereği olabileceğini kabul eder.
Denkleştirici adaletin özel hukuktaki en açık yansıması, edimler arasındaki dengenin bozulmasına tepki veren aşırı yararlanma hükmüdür:
Ceza hukukunda ise adalet, fiil ile ceza arasındaki orantılılık olarak ifade edilir:
Özet
- Klasik tanım: adalet, herkese hakkını vermektir; ancak biçimseldir, “hakkın” içeriğini söylemez.
- Aristoteles: dağıtıcı adalet geometrik (orantılı), denkleştirici adalet aritmetik eşitliğe dayanır; hakkaniyet somut olaydaki adalettir.
- Yararcılık (Bentham, Mill) toplam faydayı esas alır; azınlık haklarını koruyamamakla eleştirilir.
- Rawls (Bir Adalet Teorisi, 1971): ilk durum, cehalet peçesi, maximin; eşit özgürlük ilkesi ve fırsat eşitliği ile fark ilkesi; sözlüksel öncelik.
- Nozick (1974): edinme, devir ve düzeltmede adalet; minimal devlet; yeniden dağıtıma karşı çıkar.
- Kelsen adaletin bilimsel olarak belirlenemeyeceğini savunan değer göreceliğini benimser.
- Pozitif hukukta TMK m.4 hakkaniyeti, TBK m.28 denkleştirici adaleti, AY m.10 eşitliği, TCK m.3 ceza ile fiil arasındaki orantılılığı yansıtır.