Birden çok borçlunun bulunduğu borç ilişkilerinde kural, her borçlunun yalnızca kendi payından sorumlu olmasıdır (kısmi borçluluk). Müteselsil borçlulukta ise her borçlu alacaklıya karşı borcun tamamından sorumludur; alacaklı dilediğine dilediği kadar başvurabilir. Bu yapı alacaklı için güçlü bir güvence, borçlular için ise ağır bir sorumluluktur. Bu nedenle kanun, teselsülün yalnızca açık irade veya kanun hükmüyle doğmasına izin verir ve borçlular arasındaki iç dengeyi rücu ve halefiyet kurallarıyla kurar. Konu TBK m.162–169 arasında düzenlenmiştir.
Doğuşu
Buna göre teselsül iki kaynaktan doğar:
- İradi (sözleşmesel) teselsül: Borçluların her birinin borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirmesi gerekir. Teselsül karine olarak kabul edilmez; “birlikte borçlanma” ya da aynı senedi birden çok kişinin imzalaması tek başına teselsül sonucunu doğurmaz.
- Kanuni teselsül: Kanunun açıkça öngördüğü hâllerdir. TBK’dan örnekler:
- Birden çok kişinin birlikte bir zarara sebep olması veya aynı zarardan çeşitli sebeplerle sorumlu olması (TBK m.61);
- Borca katılan ile borçlunun sorumluluğu (TBK m.201/2);
- Malvarlığı veya işletme devrinde önceki borçlunun iki yıllık sorumluluğu (TBK m.202/2).
Müteselsil kefalet (TBK m.586) ise kefaletin bir türüdür; kefilin borcu fer’i niteliğini korur ve alacaklının kefile başvurabilmesi için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması ya da açık ödeme güçsüzlüğü gerekir. Bu yönüyle asıl borçlular arasındaki müteselsil borçluluktan ayrılır.
Öğretide ağırlıklı görüşe göre, eski 818 sayılı Kanun döneminde haksız fiilde tartışılan “tam teselsül – eksik teselsül” ayrımı, TBK m.61’in aynı zarardan farklı sebeplerle sorumlu olanları da açıkça müteselsil sorumluluk hükümlerine tabi kılması karşısında önemini büyük ölçüde yitirmiştir.
Dış ilişki: alacaklı ile borçlular arasında
Alacaklının hakları
Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder (TBK m.163/2). Alacaklı bir borçludan kısmi tahsilat yaptıktan sonra kalan kısım için diğerlerine başvurabilir; bir borçluya karşı dava açmış olması diğerlerine başvurmasını engellemez.
Borçluların savunmaları
TBK m.164’e göre müteselsil borçlulardan biri alacaklıya karşı ancak iki tür savunma ileri sürebilir:
| Savunma türü | Örnek | Kim ileri sürebilir? |
|---|---|---|
| Kişisel ilişkiden doğan def’i ve itirazlar | O borçlunun irade bozukluğu, ehliyetsizliği, kendisine tanınmış özel vade | Yalnızca ilgili borçlu |
| Borcun sebep ya da konusundan doğan (ortak) def’i ve itirazlar | Sözleşmenin şekil eksikliği, borcun ifa ile sona ermesi, zamanaşımı | Her borçlu |
Bir borçlu ortak def’i ve itirazları ileri sürmezse, diğer borçlulara karşı sorumlu olur (TBK m.164/2). Örneğin zamanaşımı def’ini ileri sürmeyip ödeme yapan borçlu, rücu ettiği borçluların bu def’iyle karşılaşabilir.
Bireysel davranışın etkisi
Kanun veya sözleşmeyle aksi belirlenmedikçe borçlulardan biri kendi davranışıyla diğerlerinin durumunu ağırlaştıramaz (TBK m.165). Bu ilkenin yansımaları:
- Zamanaşımından feragat diğerlerine karşı ileri sürülemez (TBK m.160/2).
- Bir borçlunun kusurlu davranışı, kural olarak diğerlerinin sorumluluğunu genişletmez.
Buna karşılık bazı olaylar herkes için sonuç doğurur:
- Zamanaşımının bir borçluya karşı kesilmesi diğerlerine karşı da kesilmesi sonucunu doğurur (TBK m.155/1).
- Alacaklının borçlulardan birine karşı temerrüde düşmesi diğerlerine karşı da temerrüt sonucunu doğurur (TBK m.106/2).
Borcun sona ermesi
TBK m.166 sona erme sebeplerini ayırır:
- İfa ve takas: Borçlulardan biri ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğerlerini de borçtan kurtarır.
- Alacaklıya ifa olmaksızın kurtulma: Bir borçlunun ifada bulunmadan kurtulması (örneğin kişisel bir sebeple) diğerlerine ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yarar.
- İbra: Alacaklının bir borçluyla yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki payı oranında borçtan kurtarır.
İç ilişki: borçlular arasında
Paylaşım ve rücu
Kendisine düşen paydan fazla ödeyen borçlu, fazlayı diğerlerinden isteyebilir; ancak her birine payı oranında rücu edebilir (TBK m.167/2). Yani rücu ilişkisinde teselsül yoktur. Borçlulardan birinden alınamayan miktarı ise diğer borçlular eşit olarak üstlenir (TBK m.167/3).
Haksız fiilden doğan müteselsil sorumlulukta paylaştırma eşit değil, bütün durum ve koşullara, özellikle her birinin kusurunun ağırlığına ve yarattığı tehlikenin yoğunluğuna göre yapılır (TBK m.62). Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde ödemeden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar (TBK m.73/1).
Halefiyet
Rücu hakkına sahip borçlu, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur (TBK m.168/1). Böylece alacaklıya ait rehin, kefalet gibi güvenceler rücu alacağını da güvenceye alır. Alacaklı, diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse (örneğin bir borçludan aldığı rehni serbest bırakırsa) bunun sonuçlarına katlanır (TBK m.168/2).
Benzer kurumlardan farkı
Müteselsil borçluluk, bölünemeyen borç ve kefalet ile karıştırılmamalıdır. Bölünemeyen borçta her borçlunun borcun tamamını ifa etmesi, edimin niteliği gereğidir (örneğin birlikte satılan tek bir atın teslimi); teselsülde ise edim bölünebilir olduğu hâlde irade veya kanun gereği tamamından sorumluluk vardır. Kefalette kefilin borcu asıl borca bağlı (fer’i) bir borçtur; müteselsil borçluların her biri ise asli bir borç altındadır.
| Ölçüt | Müteselsil borçluluk | Bölünemeyen borç (TBK m.85) | Kefalet |
|---|---|---|---|
| Tamamından sorumluluğun kaynağı | İrade veya kanun | Edimin niteliği | Kefalet sözleşmesi |
| Borcun niteliği | Asli | Asli | Fer’i |
| Ödeyenin başvurusu | Payları oranında rücu ve halefiyet | Halefiyet, payları oranında | İfa ölçüsünde alacaklıya halefiyet, asıl borçluya başvuru (TBK m.596) |
Müteselsil alacaklılık
Müteselsil alacaklılık, borçlunun alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği durumlarda doğar (TBK m.169/1). Borçlu alacaklılardan birine yaptığı ifayla hepsine karşı borcundan kurtulur. Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurduğu kendisine bildirilmedikçe borçlu dilediğine ödeyebilir. İç ilişkide, aksi anlaşılmadıkça alacaklıların hakları eşittir; payından fazlasını alan, fazlalığı diğerlerine ödemekle yükümlüdür.
Özet
- Müteselsil borçluluk ya borçluların açık bildirimiyle ya da kanunun öngördüğü hâllerde doğar; karine olarak kabul edilmez (TBK m.162).
- Alacaklı borcun tamamını veya bir kısmını dilediği borçludan isteyebilir; sorumluluk borç tamamen ödeninceye kadar sürer (TBK m.163).
- Borçlu kişisel ve ortak savunmaları ileri sürebilir; ortak savunmayı ileri sürmeyen diğerlerine karşı sorumludur (TBK m.164).
- Bir borçlu diğerlerinin durumunu kendi davranışıyla ağırlaştıramaz (TBK m.165); zamanaşımı kesilmesi herkese sirayet eder, feragat etmez (TBK m.155, 160).
- İfa ve takas diğerlerini o oranda kurtarır; ibra, ibra edilenin iç ilişkideki payı oranında etkilidir (TBK m.166).
- İç ilişkide kural eşit paydır; rücu her borçluya payı oranında yapılır; alınamayan pay eşit paylaşılır (TBK m.167).
- Rücu eden borçlu ödediği oranda alacaklıya halef olur (TBK m.168); haksız fiilde iç paylaştırma kusur ve tehlikeye göre yapılır (TBK m.62).
- Müteselsil alacaklılıkta borçlu alacaklılardan birine ifa ile hepsine karşı kurtulur (TBK m.169).