Sözleşme özgürlüğü, tarafların edimlerin değerini serbestçe belirlemesine izin verir; kural olarak “kötü pazarlık” hukuken korunmaz. Ancak edimler arasındaki açık dengesizlik, bir tarafın zayıf anının bilerek istismar edilmesiyle ortaya çıkmışsa hukuk düzeni müdahale eder. Doktrinde gabin olarak da anılan aşırı yararlanma, TBK m.28’de düzenlenmiştir. Kurum, hem bir sözleşme içeriği sorunu hem de irade bozukluklarına yakın bir iradenin serbestçe oluşamaması sorunu olarak ele alınır ve sınavlarda özellikle unsurları ile süreleri bakımından sorulur.
Kanuni düzenleme
Hükümden aşırı yararlanmanın bir objektif ve iki sübjektif unsuru çıkar. Bunların hepsi birlikte bulunmalıdır.
Objektif unsur: edimler arasında açık oransızlık
Karşılıklı edimli sözleşme
Hüküm “karşılıklı edimler”den söz ettiği için aşırı yararlanma, kural olarak tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde uygulanır (satış, kira, eser, faizli tüketim ödüncü gibi). Bağışlama gibi karşılıksız sözleşmelerde edimler arasında bir oran kurulamayacağından uygulanmaz.
Açık oransızlık
Edimler arasındaki dengesizlik “açık” olmalıdır; yani ilk bakışta göze çarpan, olağan pazarlık farkını belirgin biçimde aşan bir oransızlık aranır. Kanun bir oran veya yüzde belirlememiştir; değerlendirme somut olayın özelliklerine, piyasa koşullarına ve işin niteliğine göre hâkim tarafından yapılır.
Oransızlık sözleşmenin kurulduğu an esas alınarak belirlenir. Sözleşme kurulurken dengeli olan edimler arasında sonradan ortaya çıkan dengesizlik aşırı yararlanma değildir; bu durum, şartları varsa aşırı ifa güçlüğü (TBK m.138) kapsamında değerlendirilir.
Sübjektif unsurlar
1. Zarar görenin zayıf durumu
Kanun üç zayıflık hâli sayar; bunlardan birinin varlığı yeterlidir:
| Zayıflık hâli | Anlamı | Örnek |
|---|---|---|
| Zor durum | Kişiyi ekonomik, sağlık, ailevi veya başka bir baskı altında, normalde kabul etmeyeceği şartlara razı olmaya iten durum | Acil ameliyat parası bulmak zorunda kalan kişinin evini çok düşük bedelle satması |
| Düşüncesizlik | İşlemin sonuçlarını yeterince tartmadan, aceleyle hareket etme | Duygusal bir anda değerinin çok altında satış vaadi |
| Deneyimsizlik | Belirli bir alanda gerekli bilgi ve tecrübeden yoksunluk | Antika piyasasını hiç bilmeyen mirasçının değerli eseri değersiz sanarak satması |
Zor durum yalnızca ekonomik darlık olarak anlaşılmamalıdır; kişinin sağlığı, onuru veya bir yakınının durumu nedeniyle içine düştüğü baskı hâlleri de bu kavrama girer. Deneyimsizlik ise genel bir yaşam tecrübesi eksikliği değil, ilgili işlem türüne ilişkin bilgi ve tecrübe yokluğudur.
2. Karşı tarafın bu durumdan yararlanması (sömürme)
Oransızlık, zarar görenin zayıf durumundan yararlanılarak gerçekleştirilmiş olmalıdır. Bu unsur için karşı tarafın, zarar görenin zayıf durumunu bilmesi ve buna rağmen bu durumu kendi lehine kullanmak üzere sözleşmeyi yapması aranır. Karşı tarafın zayıflığı hiç bilmediği hâllerde, oransızlık ne kadar büyük olursa olsun TBK m.28 uygulanmaz.
Zarar görenin hakları
TBK m.28, zarar görene iki seçenek tanır:
- Sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirme: Zarar gören karşı tarafa yönelteceği tek taraflı bir açıklamayla sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirir ve verdiğini geri ister. Bu durumda karşılıklı iade gündeme gelir.
- Sözleşmeye bağlı kalarak oransızlığın giderilmesini isteme: Zarar gören sözleşmeyi ayakta tutar, ancak edimler arasındaki dengesizliğin giderilmesini (ör. bedelin artırılmasını veya kendi ediminin azaltılmasını) talep eder.
İkinci seçenek, 818 sayılı eski Borçlar Kanunu’nda bulunmayan ve TBK ile getirilen bir yeniliktir. Kanunun “durumun özelliğine göre” ifadesi, seçimin olayın koşullarına uygun yapılmasını gerektirir.
Bu hakların hukuki niteliği, irade bozukluklarında olduğu gibi tartışmalıdır. Doktrinde ağırlıklı görüş, sözleşmenin kurulmakla geçerli olduğunu, ancak zarar görene yenilik doğuran bir hak tanındığını ve bu hak süresinde kullanılmazsa sözleşmenin tamamen geçerli hâle geldiğini kabul eder. Bu nedenle aşırı yararlanma, kesin hükümsüzlükten farklı olarak hâkim tarafından resen gözetilmez; yalnızca zarar gören tarafından ileri sürülebilir.
İspat ve hakkın kullanılmasının sonuçları
Aşırı yararlanmanın unsurlarını ispat yükü, bu kuruma dayanan zarar görendedir (TMK m.6). Zarar gören; edimler arasındaki açık oransızlığı (çoğunlukla bilirkişi incelemesiyle tespit edilen değerlerle), kendi zayıf durumunu ve karşı tarafın bu durumu bilerek yararlandığını ortaya koymalıdır. Uygulamada açık oransızlığın büyüklüğü, karşı tarafın yararlanma iradesine ilişkin önemli bir emare olarak değerlendirilir; ancak tek başına yeterli kabul edilmez.
Zarar gören sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirirse taraflar aldıklarını karşılıklı olarak iade eder. İade, el değiştiren şeyin mülkiyetinin geçip geçmediğine göre istihkak veya sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanır. Zarar gören oransızlığın giderilmesini seçerse sözleşme varlığını korur; yalnızca edimler arasındaki denge yeniden kurulur. Bu ikinci yol, özellikle zarar görenin edimi almaya devam etmekte menfaati bulunduğu hâllerde (ör. kiracının kiralananda kalmak istemesi) elverişlidir.
Süreler
| Zayıflık hâli | Bir yıllık süre başlangıcı | Mutlak süre |
|---|---|---|
| Düşüncesizlik | Düşüncesizliğin öğrenildiği tarih | Sözleşmenin kurulmasından itibaren 5 yıl |
| Deneyimsizlik | Deneyimsizliğin öğrenildiği tarih | Sözleşmenin kurulmasından itibaren 5 yıl |
| Zor durum | Zor durumun ortadan kalktığı tarih | Sözleşmenin kurulmasından itibaren 5 yıl |
Bu süreler hak düşürücü niteliktedir; durması veya kesilmesi söz konusu olmaz ve hâkim tarafından resen gözetilir. Süreler geçtikten sonra sözleşme, oransızlığa rağmen tam olarak geçerli hâle gelir.
Benzer kurumlarla karşılaştırma
| Kurum | Temel unsur | Yaptırım | Süre |
|---|---|---|---|
| Aşırı yararlanma (TBK m.28) | Kuruluşta açık oransızlık + zayıflık + yararlanma | Bağlı olmadığını bildirme veya oransızlığın giderilmesi | 1 yıl / her hâlde 5 yıl |
| Aldatma (TBK m.36) | Karşı tarafın kasıtlı yanıltması | Sözleşmeyle bağlı olmama | 1 yıl (TBK m.39) |
| Korkutma (TBK m.37–38) | Ağır ve yakın zarar tehlikesine haklı inanç | Sözleşmeyle bağlı olmama | 1 yıl (TBK m.39) |
| Kesin hükümsüzlük (TBK m.27) | Emredici hüküm, ahlak, kamu düzeni vb. aykırılık | Kesin hükümsüzlük | Süre yok |
| Aşırı ifa güçlüğü (TBK m.138) | Kuruluştan sonra öngörülemeyen olağanüstü değişiklik | Uyarlama, olmazsa dönme/fesih | Kanunda özel süre yok |
Aşırı yararlanma ile korkutma bazen iç içe geçer. Karşı taraf zor durumu kendisi yaratmışsa veya bir hakkını kullanacağı korkutmasıyla aşırı menfaat sağlamışsa korkutma hükümleri de gündeme gelebilir (TBK m.38/2). Zarar gören, şartları bulunan kurumlardan hangisine dayanacağını seçebilir.
Ahlaka aykırılık yönünden ise ayrım şöyledir: aşırı yararlanmanın unsurları tamamlanmışsa özel düzenleme olan TBK m.28 uygulanır; sözleşmenin içeriği aşırı yararlanmanın ötesinde başka nedenlerle ahlaka aykırı ise TBK m.27 gündeme gelir.
Özet
- Aşırı yararlanma; edimler arasında açık oransızlık, zarar görenin zor durumu, düşüncesizliği veya deneyimsizliği ve karşı tarafın bundan yararlanması unsurlarının birlikte varlığını gerektirir (TBK m.28/1).
- Kurum karşılıklı edimli sözleşmelerde uygulanır; oransızlık sözleşmenin kurulduğu ana göre belirlenir.
- Karşı taraf zayıf durumu bilmeli ve bundan yararlanmalıdır; yalnızca kötü pazarlık yeterli değildir.
- Zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek edimini geri isteyebilir veya sözleşmeye bağlı kalarak oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
- Bir yıllık süre düşüncesizlik ve deneyimsizlikte öğrenmeden, zor durumda durumun ortadan kalkmasından başlar; her hâlde kuruluştan itibaren beş yıldır (TBK m.28/2).
- Süreler hak düşürücüdür; hâkim aşırı yararlanmayı resen dikkate almaz, ancak süreleri resen gözetir.
- Sonradan doğan dengesizlik TBK m.138’in, kuruluştaki dengesizlik TBK m.28’in konusudur.