Bir sözleşmenin geçerli olması için tarafların iradesinin serbestçe ve doğru bilgiye dayanarak oluşması ve açıklanması gerekir. İrade oluşurken veya açıklanırken bir sapma meydana gelmişse irade bozukluğu söz konusudur. TBK üç irade bozukluğunu düzenler: yanılma (hata), aldatma (hile) ve korkutma (ikrah). Üçünde de sonuç aynıdır: irade bozukluğuna uğrayan taraf sözleşmeyle bağlı olmaz; ancak bu hakkını bir yıl içinde kullanmazsa sözleşmeyi onamış sayılır. Konu, olay sorularında en sık karşılaşılan borçlar hukuku konularındandır.
Yanılma
Genel kural
Yanılma, bir kişinin iradesi ile açıklaması arasında bilmeden ortaya çıkan uyumsuzluktur (açıklamada yanılma) ya da iradenin yanlış bir tasavvura dayanarak oluşmasıdır (saikte yanılma). Kanun yalnızca esaslı yanılmaya sonuç bağlar.
Açıklamada yanılma hâlleri
TBK m.31 esaslı yanılma hâllerini sınırlı olmayan biçimde (“özellikle”) sayar:
| Bent | Yanılma türü | Örnek |
|---|---|---|
| 1 | Sözleşmenin türünde yanılma | Kiralamak isterken satış sözleşmesi imzalamak |
| 2 | Sözleşmenin konusunda yanılma | 5 numaralı daireyi almak isterken 7 numaralı daire için irade açıklamak |
| 3 | Karşı tarafın kimliğinde yanılma | Mimar X ile anlaşmak isterken aynı soyadlı Y’ye yazmak |
| 4 | Kişinin niteliklerinde yanılma | Belirli bir uzmanlığı olan cerrah sanılan kişiyle sözleşme yapmak |
| 5 | Edimin miktarında önemli ölçüde yanılma | 100.000 TL yerine 1.000.000 TL yazmak |
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesiyle yetinilir (TBK m.31/2). Örneğin birim fiyat ve adet doğru yazılmış ancak toplam yanlış hesaplanmışsa sözleşme ayakta kalır, toplam düzeltilir.
Saikte yanılma
Saik, kişiyi sözleşme yapmaya yönelten sebeptir. Kural olarak saikte yanılma önemsizdir; bu kişinin kendi riskidir. İstisnai olarak temel yanılması şartları gerçekleşirse esaslı sayılır:
- Yanılan, saiki sözleşmenin temeli saymalıdır (sübjektif şart).
- Bu saikin sözleşmenin temeli sayılması iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olmalıdır (objektif şart).
- Bu durum karşı tarafça da bilinebilir olmalıdır.
İletmede yanılma
Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç (ör. bozuk bir iletişim sistemi) tarafından yanlış iletilmesi hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır (TBK m.33). Bu durumda haberci, temsilci değildir; yalnızca iradeyi taşıyan bir araçtır.
Yanılmada dürüstlük ve kusur
Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez. Özellikle karşı taraf sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirirse sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır (TBK m.34).
Yanılan, yanılmasında kusurluysa sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı (olumsuz zarar) gidermekle yükümlüdür; ancak karşı taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa tazminat istenemez (TBK m.35/1). Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla daha fazla tazminata da hükmedebilir (TBK m.35/2).
Aldatma
Aldatma; bir kişiyi sözleşme yapmaya yöneltmek amacıyla gerçeğe aykırı olgular yaratmak, gerçek olguları gizlemek veya mevcut bir yanılmadan yararlanmaktır. Şartları:
- Aldatma davranışı: Olumlu bir davranış (yalan beyan, sahte belge) veya aydınlatma yükümlülüğü bulunan durumda susma.
- Aldatma kastı: Aldatanın, karşı tarafı yanıltarak sözleşme yaptırmayı amaçlaması.
- Yanılma: Aldatılanın yanılgıya düşmesi.
- İlliyet bağı: Aldatma olmasaydı sözleşmenin yapılmayacak veya bu şartlarla yapılmayacak olması.
Aldatmada yanılmanın esaslı olması aranmaz; saikte yanılma da yeterlidir. Ayrıca aldatan, haksız fiil sorumluluğu nedeniyle zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
Üçüncü kişinin aldatması
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu sözleşme yapan taraf, ancak sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m.36/2). Karşı taraf iyiniyetliyse sözleşme ayakta kalır; aldatılan, ancak aldatan üçüncü kişiden tazminat isteyebilir. Aldatma aynı zamanda esaslı yanılmaya yol açmışsa yanılma hükümlerine dayanma imkânı da saklıdır.
Korkutma
Şartları
Şartlar:
- Ağır ve yakın zarar tehlikesi: Tehlike, korkutulanın veya yakınının kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelmelidir.
- Haklı inanç: Korkutulanın, içinde bulunduğu durum bakımından bu tehlikeye inanmakta haklı olması gerekir. Değerlendirme korkutulanın kişisel özellikleri (yaş, sağlık, çevre) gözetilerek yapılır.
- Hukuka aykırılık: Korkutma hukuka aykırı olmalıdır.
- İlliyet bağı: Sözleşme bu korkunun etkisiyle yapılmış olmalıdır.
Hakkın kullanılacağı korkutması: Kural olarak bir hakkı kullanacağını söylemek (ör. “borcunu ödemezsen dava açarım”) hukuka aykırı değildir. Ancak bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayan, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamışsa korkutmanın varlığı kabul edilir (TBK m.38/2).
Üçüncü kişinin korkutması
Aldatmanın aksine korkutmada üçüncü kişinin korkutması da, karşı taraf bilmese bile, sözleşmeyle bağlı olmama sonucunu doğurur (TBK m.37/1). Ancak korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyor veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür (TBK m.37/2).
Fiziki zorlama
Korkutmadan farklı olarak fiziki (maddi) zorlama hâlinde (ör. kişinin elinden tutularak zorla imza attırılması) ortada gerçek bir irade açıklaması yoktur. Doktrinde bu durumda sözleşmenin hiç kurulmadığı (yokluk) veya kesin hükümsüz olduğu kabul edilir; TBK m.39’daki bir yıllık süre işlemez.
İrade bozukluğunun giderilmesi: bir yıllık süre
| İrade bozukluğu | Bir yıllık sürenin başlangıcı |
|---|---|
| Yanılma | Yanılmanın öğrenildiği an |
| Aldatma | Aldatmanın öğrenildiği an |
| Korkutma | Korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı an |
Süre hak düşürücüdür. Bildirim, karşı tarafa yöneltilen ve varması gerekli tek taraflı bir irade açıklamasıdır; dava açılması zorunlu değildir. Aldatma veya korkutma nedeniyle bağlayıcı olmayan sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz (TBK m.39/2).
Hükümsüzlüğün niteliği
TBK’nın “sözleşmeyle bağlı olmaz” ifadesinin niteliği doktrinde tartışmalıdır. İptal edilebilirlik görüşüne göre sözleşme baştan geçerlidir, ancak irade bozukluğuna uğrayan tarafa bozucu yenilik doğuran bir hak tanınmıştır; bu hak kullanılınca sözleşme geriye etkili olarak ortadan kalkar. Tek taraflı bağlamazlık görüşüne göre ise sözleşme baştan irade bozukluğuna uğrayan tarafı bağlamaz; süre geçerse onama ile geçerli hâle gelir. İki görüşün pratik sonucu büyük ölçüde aynıdır: hâkim irade bozukluğunu resen dikkate almaz, yalnızca bozukluğa uğrayan taraf ileri sürebilir ve bir yıllık süre geçince sözleşme onanmış sayılır.
Karşılaştırma tablosu
| Ölçüt | Yanılma | Aldatma | Korkutma |
|---|---|---|---|
| Kaynak | Yanılanın kendisi | Karşı taraf veya üçüncü kişi | Karşı taraf veya üçüncü kişi |
| Esaslılık şartı | Aranır | Aranmaz | Ağır ve yakın tehlike aranır |
| Üçüncü kişi fiili | – | Karşı tarafın bilmesi/bilecek olması gerekir | Karşı tarafın bilmesi gerekmez |
| Tazminat | Kusurlu yanılan olumsuz zararı öder (m.35) | Aldatan sorumludur | Üçüncü kişi korkutmasında hakkaniyet tazminatı (m.37/2) |
| Süre | Öğrenmeden itibaren 1 yıl | Öğrenmeden itibaren 1 yıl | Etkinin kalkmasından itibaren 1 yıl |
Özet
- Esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşmeyle bağlı olmaz; esaslı yanılma hâlleri TBK m.31’de sınırlı olmayan biçimde sayılmıştır.
- Basit hesap yanlışlıkları sözleşmeyi geçersiz kılmaz, düzeltilir (TBK m.31/2).
- Saikte yanılma kural olarak esaslı değildir; temel yanılmasının üç şartı varsa esaslı sayılır (TBK m.32).
- Kusurlu yanılan olumsuz zararı öder; karşı taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa tazminat istenemez (TBK m.35).
- Aldatmada yanılmanın esaslı olması aranmaz; üçüncü kişinin aldatmasında karşı tarafın bilmesi veya bilecek durumda olması gerekir (TBK m.36).
- Korkutmada ağır ve yakın zarar tehlikesine haklı inanç aranır; üçüncü kişinin korkutması karşı taraf bilmese de sonuç doğurur (TBK m.37–38).
- Bağlı olmama bir yıl içinde bildirilmezse sözleşme onanmış sayılır; aldatma ve korkutmada tazminat hakkı saklıdır (TBK m.39).