Bir davada hak sahibi olmak yetmez; hakkın dayandığı olguların mahkeme önünde kanıtlanması da gerekir. Olgular kanıtlanamadığında kimin kaybedeceğini belirleyen kural ispat yükü kuralıdır. TMK m.6 bu yükün genel dağılımını, TMK m.7 ise resmî sicil ve senetlerin ispattaki özel konumunu düzenler. Usul hukukundaki ayrıntılar HMK’da yer alsa da, bu iki madde maddi hukukun ispata ilişkin temel çerçevesini oluşturur.
İspat yükü (TMK m.6)
Kuralın anlamı
İspat yükü, taraflardan hangisinin bir olguyu kanıtlaması gerektiğini ve kanıtlanamazsa sonuca kimin katlanacağını gösterir. TMK m.6’ya göre her taraf, kendi hakkını dayandırdığı olguları ispatlamakla yükümlüdür. Bu nedenle ispat yükü davacı-davalı sıfatına göre değil, ileri sürülen olgunun kime yarar sağladığına göre belirlenir:
- Davacı, talep ettiği hakkın doğumuna yol açan olguları ispatlar (ör. sözleşmenin kurulduğunu, ödünç paranın verildiğini).
- Davalı, hakkın doğmasına engel olan, hakkı sona erdiren veya kullanılmasını engelleyen olguları ispatlar (ör. borcu ödediğini, borcun zamanaşımına uğradığını, sözleşmenin muvazaalı olduğunu).
HMK m.190/1 de aynı esası usul hukuku dili ile tekrarlar: ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
İspat yükünün önemi
İspat yükü, olgu ispatlanamadığında belirleyici olur. Taraflar delil sunmuş ve hâkim olguların varlığına ya da yokluğuna kanaat getirmişse, yükün kimde olduğu sonucu değiştirmez. Ancak deliller yetersiz kalır ve olgu belirsiz kalırsa, ispat yükü kendisinde olan taraf davayı kaybeder.
Ayrıca ispat yükü ile delil gösterme (ispat faaliyeti) birbirinden farklıdır. Karşı taraf da, ispat yükü kendisinde olmasa bile, iddiayı çürütmek için delil gösterebilir; buna karşı ispat denir. Karşı ispatta amaç, hâkimin kanaatini sarsmaktır; olgunun tersinin tam olarak kanıtlanması gerekmez.
“Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça”: istisnalar ve karineler
TMK m.6 tamamlayıcı bir kuraldır; kanun bazı durumlarda ispat yükünü farklı dağıtır. Bunun en önemli aracı kanuni karinelerdir. Karine, bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun varlığının çıkarılmasıdır.
HMK m.190/2’ye göre kanuni bir karineye dayanan taraf, yalnızca karinenin temelini oluşturan olguyu ispat eder; karşı taraf, kanunda öngörülen istisnalar dışında karinenin aksini ispat edebilir.
| Karine | Temel olgu | Varsayılan sonuç |
|---|---|---|
| İyiniyet karinesi (TMK m.3/1) | Kanunun iyiniyete sonuç bağladığı bir durum | Kişi iyiniyetlidir |
| Birlikte ölüm karinesi (TMK m.29/2) | Birden fazla kişinin ölümü, ölüm sırasının ispat edilememesi | Hepsi aynı anda ölmüş sayılır |
| Mülkiyet karinesi (TMK m.985) | Taşınırın zilyetliği | Zilyet, malik sayılır |
| Babalık karinesi (TMK m.285) | Çocuğun evlilik içinde veya evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğması | Babası kocadır |
Karineler ikiye ayrılır:
- Adi (aksi ispat edilebilir) karineler: Karşı taraf aksini kanıtlayabilir. Yukarıdaki karinelerin büyük çoğunluğu bu niteliktedir.
- Kesin (aksi ispat edilemez) karineler: Kanun aksinin ispatına izin vermez. Bunlar istisnaidir. Örneğin TMK m.1020/3’e göre kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.
Resmî belgelerle ispat (TMK m.7)
Resmî sicil ve resmî senet kavramları
- Resmî sicil: Devlet tarafından, kanunun öngördüğü usulle tutulan ve kamuya açık ya da ilgililere açık kayıtlardır. Başlıcaları: nüfus (kişisel durum) sicili, tapu sicili, ticaret sicili, vakıflar sicili, dernekler kütüğü ve gemi sicili.
- Resmî senet: Yetkili bir kamu görevlisinin, görev alanı içinde ve kanuni şekle uygun olarak düzenlediği belgedir (ör. noterce düzenleme şeklinde yapılan senetler, mahkeme ilamları, tapu memurunun düzenlediği resmî senetler).
İspat gücünün kapsamı
TMK m.7/1’e göre resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bu güç, belgeyi düzenleyen görevlinin bizzat tespit ettiği ya da görevi gereği kayda geçirdiği olgularla sınırlıdır. Örneğin noter, tarafların önünde belirli beyanlarda bulunduğunu belgeleyebilir; ancak bu beyanların içeriğinin gerçeği yansıttığını belgeleyemez.
Resmî belgenin ispat gücü, karşı tarafa ispat yükü yükler: belgeye dayanan taraf ayrıca olguyu kanıtlamak zorunda kalmaz; belgenin içeriğinin yanlış olduğunu iddia eden taraf bunu ispatlamalıdır.
Aksinin ispatı ve şekil serbestisi
TMK m.7/2 iki önemli şey söyler:
- Resmî sicil ve senetlerin içeriğinin doğru olmadığı ispat edilebilir; bunlar kural olarak kesin ve çürütülemez kanıt değildir.
- Aksinin ispatı herhangi bir şekle bağlı değildir: tanık, bilirkişi, keşif ve diğer her türlü delille yapılabilir.
Ancak bu serbesti “kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça” geçerlidir. En önemli istisna HMK’dadır:
Bu nedenle ilamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetlerine karşı, yalnızca “içerik doğru değil” denilerek tanıkla ispat yapılamaz; belgenin sahteliği ispatlanmalıdır. HMK m.204/2 ise ilgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun düzenledikleri belgelerin, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılacağını öngörür.
| Belge | İspat gücü | Aksinin ispatı |
|---|---|---|
| Resmî sicil ve senetler (genel kural, TMK m.7) | Belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt | Her türlü delille, şekle bağlı olmaksızın |
| İlamlar ve düzenleme şeklindeki noter senetleri (HMK m.204/1) | Kesin delil | Ancak sahteliğin ispatıyla |
| Noterce tasdik edilen ve yetkili memurlarca usulüne uygun düzenlenen belgeler (HMK m.204/2) | Kesin delil | Aksi ispatlanıncaya kadar |
Başlıca resmî siciller ve ispat
Nüfus sicili
Kişisel durum, bu amaçla tutulan resmî sicille belirlenir (TMK m.36/1). Doğum ve ölüm de kural olarak nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur:
Bu madde TMK m.7’nin nüfus sicili bakımından somutlaşmış hâlidir. Ancak kayıtta değişiklik yapmak için ayrı bir kural vardır: mahkeme kararı olmadıkça kişisel durum sicilinin hiçbir kaydında düzeltme yapılamaz (TMK m.39). Yani bir davada kaydın yanlışlığı her türlü delille kanıtlanabilir; ama sicildeki kaydın değiştirilmesi için düzeltme kararı gerekir.
Tapu sicili
Tapu sicili de TMK m.7 kapsamındaki resmî sicillerdendir. Ancak tapu sicilinin ayrıca güçlü sonuçları vardır:
- Tapu sicili herkese açıktır ve kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez (TMK m.1020).
- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur (TMK m.1023).
- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur; Devlet, kusurlu görevlilere rücu eder (TMK m.1007).
Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar da, kusurlu memura rücu edilmek kaydıyla, Devletçe tazmin edilir (TMK m.38/1).
Delillerin değerlendirilmesi ve sınırlar
TMK m.6 ve m.7 maddi hukuk düzeyinde genel kuralları koyar; delillerin türleri, senetle ispat zorunluluğu (HMK m.200), senede karşı tanıkla ispat yasağı (HMK m.201) ve delil sözleşmeleri (HMK m.193) gibi ayrıntılar usul hukukunun konusudur. Senetle ispat zorunluluğuna ilişkin parasal sınır yeniden değerleme ile değiştiğinden, sınavda güncel tutarın ilgili yılın verisinden kontrol edilmesi gerekir.
Özet
- TMK m.6: Kanunda aksine hüküm yoksa her taraf, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür; yük, davacı-davalı sıfatına göre değil olgunun kime yarar sağladığına göre belirlenir.
- İspat yükü, olgu ispatlanamadığında sonucu belirler; karşı ispat, hâkimin kanaatini sarsmaya yöneliktir.
- Kanuni karineler ispat konusunu değiştirir: karineye dayanan, yalnızca temel olguyu ispatlar (HMK m.190/2). Örnekler: TMK m.3/1, m.29/2, m.285, m.985.
- TMK m.7: Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur; aksinin ispatı kural olarak şekle bağlı değildir.
- İstisna: ilamlar ve düzenleme şeklindeki noter senetleri sahteliği ispatlanmadıkça kesin delildir (HMK m.204/1).
- Doğum ve ölüm nüfus sicili ile ispatlanır; kayıt yoksa veya yanlışsa her türlü kanıt kullanılabilir (TMK m.30). Sicilde düzeltme ise mahkeme kararı gerektirir (TMK m.39).
- Sicillerin tutulmasından doğan zararlardan Devlet sorumludur ve kusurlu görevliye rücu eder (TMK m.38, m.1007).