Medeni hukukta “iyiniyet” kelimesi iki ayrı anlamda kullanılır ve sınavlarda en çok karıştırılan kavram çiftlerinden biri budur. TMK m.2’deki dürüstlük kuralı (objektif iyiniyet), herkesin hakkını kullanırken ve borcunu ifa ederken uyması gereken davranış ölçüsüdür. TMK m.3’teki iyiniyet (subjektif iyiniyet) ise bir kişinin, hakkın kazanılmasına engel olan bir eksikliği bilmemesi ve bilmesinin de beklenmemesidir. Birincisi bir davranış standardı, ikincisi bir bilgi durumudur.
Dürüstlük kuralı (TMK m.2)
Kavram
Dürüstlük kuralı; toplumda makul, dürüst ve orta düzeyde özenli bir kişiden beklenen davranış biçimini anlatır. Kişinin iç dünyasıyla ilgili değildir; davranışın dışarıdan, nesnel bir ölçüyle değerlendirilmesidir. Bu yüzden doktrinde “objektif iyiniyet” olarak da adlandırılır.
Madde iki fıkradan oluşur:
- Birinci fıkra: Hak kullanırken ve borç ifa ederken dürüst davranma zorunluluğu. Hâkim, sözleşmenin ve kanunun yorumunda, tamamlanmasında ve tarafların yan yükümlülüklerinin (bilgi verme, koruma, sadakat gibi) belirlenmesinde bu ölçüyü kullanır.
- İkinci fıkra: Hakkın açıkça kötüye kullanılması yasağı. Biçimsel olarak var olan bir hak, amacından saptırılarak yalnızca başkasına zarar vermek için veya kullananın çok küçük bir yararına karşın karşı tarafa orantısız zarar verecek biçimde kullanılırsa, hukuk düzeni bu kullanımı korumaz.
Uygulama alanı
- Dürüstlük kuralı tüm hukuk alanlarında genel bir ilke olarak etkilidir; yalnızca sözleşme ilişkileriyle sınırlı değildir. Aile hukuku, eşya hukuku ve usul hukuku da dâhil olmak üzere her hak ve borç ilişkisinde geçerlidir.
- Madde, hem hak sahibine (hakkını kullanırken) hem borçluya (borcunu ifa ederken) yöneliktir.
Hakkın kötüye kullanılmasının şartları
Hakkın kötüye kullanılmasından söz edebilmek için genel olarak şu unsurlar aranır:
- Ortada geçerli bir hak bulunmalıdır. Hak hiç yoksa sorun kötüye kullanma değil, hakkın yokluğudur.
- Hak, amacına aykırı biçimde kullanılmalıdır.
- Kötüye kullanma açık olmalıdır. TMK m.2/2’deki “açıkça” sözcüğü, ilkenin istisnai niteliğini vurgular; her kınanabilir davranış bu kapsama girmez.
- Kötüye kullanmada zarar verme kastı aranmaz; nesnel olarak amaçtan sapma yeterlidir.
Sonuçları
Hakkın açıkça kötüye kullanıldığı hâllerde hukuk düzeni bu kullanımı korumaz. Bunun anlamı, hakkın o somut olayda ileri sürülememesidir; hak kendiliğinden ortadan kalkmaz. Ayrıca kötüye kullanma bir haksız fiil oluşturuyorsa tazminat sorumluluğu da doğabilir.
Dürüstlük kuralının tipik görünüm biçimleri
Doktrin ve uygulamada dürüstlük kuralına aykırılık bazı tipik gruplar hâlinde incelenir:
| Görünüm | Kısa açıklama |
|---|---|
| Çelişkili davranış yasağı | Kişinin, karşı tarafta haklı bir güven yarattığı önceki davranışıyla çelişecek biçimde hak ileri sürmesi |
| Hakkın kullanılmasında yarar yokluğu | Hak sahibine hiçbir yarar sağlamayan, yalnızca karşı tarafa zarar veren kullanım |
| Menfaatler arasında açık oransızlık | Hak sahibinin çok küçük yararına karşılık karşı tarafa ağır zarar veren kullanım |
| Hakkın uzun süre kullanılmaması | Hak sahibinin uzun süre sessiz kalarak karşı tarafta hakkın kullanılmayacağı güvenini yaratıp sonra ileri sürmesi (tek başına zaman geçmesi yetmez; ek güven unsuru aranır) |
| Hukuka aykırı elde edilen hakkın kullanılması | Kişinin kendi hukuka aykırı davranışıyla oluşturduğu durumdan yararlanmaya çalışması |
| Şekle aykırılığın ileri sürülmesi | Şekil eksikliğini bilerek edimi kabul eden ve sözleşmeyi uzun süre ifa eden tarafın, sonradan şekil eksikliğine dayanması |
Son grup sınavlarda özellikle önemlidir. Şekle aykırılık kural olarak hükümsüzlük doğurur ve bu herkes tarafından ileri sürülebilir. Ancak edimler büyük ölçüde ifa edilmiş ve şekil eksikliğini ileri süren taraf bu durumu uzun süre kabullenmişse, şekle aykırılığın ileri sürülmesi somut olayın özelliklerine göre hakkın kötüye kullanılması sayılabilir. Bu bir istisnadır; şekil kuralları genel olarak dürüstlük kuralıyla bertaraf edilemez.
İyiniyet (TMK m.3)
Kavram
TMK m.3’teki iyiniyet, bir hakkın kazanılmasına engel olan bir hukuki eksikliğin (kusurun) bilinmemesi ve bu bilmemenin kişiye yüklenememesidir. Kişinin iç dünyasına, bilgi durumuna ilişkin olduğu için “subjektif iyiniyet” denir.
İyiniyetin üç unsuru şu şekilde sıralanabilir:
- Hakkın kazanılmasını engelleyen bir hukuki eksiklik bulunmalıdır (ör. devredenin tasarruf yetkisinin olmaması).
- Kişi bu eksikliği bilmemelidir.
- Bilmeme, kişinin durumun gereklerine göre beklenen özeni göstermemesinden kaynaklanmamalıdır (özenle bağdaşan bilmeme).
İyiniyetin korunması: istisnai bir kurum
TMK m.3, iyiniyete her durumda sonuç bağlamaz. Madde yalnızca “kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda” uygulanır. Kanun, iyiniyetin korunacağı hâlleri tek tek belirlemiştir. Başlıca örnekler:
- Taşınırlarda: Emin sıfatıyla zilyetten iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı aynî hak edinen kişinin kazanımı korunur (TMK m.988).
- Taşınmazlarda: Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir aynî hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur (TMK m.1023).
Bu korumanın sınırı da kanunda gösterilmiştir: yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz (TMK m.1024/1).
İyiniyet karinesi ve ispat
TMK m.3/1, “asıl olan iyiniyetin varlığıdır” diyerek bir kanuni karine koyar:
- İyiniyet iddia eden kişi, iyiniyetini ispat etmek zorunda değildir.
- Karşı taraf, kişinin kötüniyetli olduğunu (eksikliği bildiğini) ya da gerekli özeni göstermediğini ispat ederek karineyi çürütebilir.
Bu nedenle iyiniyet karinesi, TMK m.6’daki genel ispat yükü kuralının bir istisnası niteliğindedir: iyiniyete dayanan taraf, iyiniyetinin varlığını ispat yükünden kurtulur.
Özen yükümlülüğü (TMK m.3/2)
Kişi gerçekten eksikliği bilmiyor olsa bile, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermemişse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Özen ölçüsü nesneldir; kişinin bulunduğu çevre, mesleği, işlemin niteliği ve değeri dikkate alınır. Örneğin bir ikinci el araç alım satımını meslek olarak yapan tacirden beklenen özen, ilk kez bir eşya satın alan sıradan bir kişiden beklenenden yüksektir.
İki kavramın karşılaştırması
| Ölçüt | Dürüstlük kuralı (TMK m.2) | İyiniyet (TMK m.3) |
|---|---|---|
| Diğer adı | Objektif iyiniyet | Subjektif iyiniyet |
| Niteliği | Davranış standardı | Bilgi durumu (bilmeme) |
| Uygulama alanı | Bütün hak ve borç ilişkileri | Yalnızca kanunun iyiniyete sonuç bağladığı hâller |
| İspat | Aykırılık, olgulardan hâkimce değerlendirilir | İyiniyet karine olarak var sayılır; aksini karşı taraf ispat eder |
| Hâkimin dikkate alması | Re’sen | Karinenin çürütülmesi karşı tarafın iddia ve ispatına bağlıdır |
| Temel sonucu | Kötüye kullanılan hak korunmaz | İyiniyetli kişinin hak kazanımı korunur |
Özet
- TMK m.2 dürüstlük kuralı, herkesin hak kullanırken ve borç ifa ederken uyması gereken nesnel davranış ölçüsüdür (objektif iyiniyet).
- Hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz; hak ortadan kalkmaz, o olayda ileri sürülemez. Zarar verme kastı aranmaz.
- Dürüstlük kuralı hâkimce re’sen gözetilir ve tamamlayıcı niteliktedir; özel hüküm varsa önce o uygulanır.
- Tipik görünümler: çelişkili davranış, yararsız kullanım, menfaatler arasında açık oransızlık, uzun süre kullanmama ile birlikte güven yaratma, şekle aykırılığın istisnai olarak ileri sürülememesi.
- TMK m.3 iyiniyeti, hakkın kazanılmasını engelleyen eksikliğin özenle bağdaşan biçimde bilinmemesidir (subjektif iyiniyet).
- İyiniyet yalnızca kanunun sonuç bağladığı hâllerde korunur (ör. TMK m.988, m.1023).
- İyiniyet karine olarak var sayılır; karşı taraf aksini ispat edebilir. Beklenen özeni göstermeyen kişi iyiniyet iddiasında bulunamaz (TMK m.3/2).