Modern siyasi düşünce, Orta Çağ’ın dinî çerçevesinden kopuşla başlar: siyaset, ilahî bir düzenin parçası olarak değil, insan iradesi, akıl ve iktidar ilişkileri üzerinden açıklanmaya başlanır. Rönesans’tan 19. yüzyıla uzanan bu dönemde egemenlik, toplum sözleşmesi, doğal haklar, kuvvetler ayrılığı ve halk egemenliği gibi modern anayasaların temel kavramları biçimlenmiştir. Sınavlarda düşünür–eser–ana fikir eşleştirmeleri ve Montesquieu’nün kuvvetler ayrılığı teorisi sık sorulur.
Rönesans ve siyasetin özerkleşmesi
Niccolò Machiavelli
Floransalı Machiavelli, 1532’de (ölümünden sonra) yayımlanan Hükümdar (Il Principe) adlı eserinde siyaseti ahlak ve dinden bağımsız, kendine özgü kuralları olan bir alan olarak ele almıştır. Hükümdarın temel amacı devleti kurmak ve ayakta tutmaktır; bu amaç için gerektiğinde geleneksel ahlak kurallarının dışına çıkabilir. Hükümdarın sevilmekten çok korkulmasının daha güvenli olduğu, ancak nefret uyandırmaktan kaçınması gerektiği yönündeki görüşleri meşhurdur.
Titus Livius Üzerine Söylevler’de ise Machiavelli cumhuriyetçi bir çizgi izler; Roma Cumhuriyeti’ni örnek alarak yurttaş erdemini, özgürlüğü ve karma yönetimi över.
Machiavelli siyaset biliminin gerçekçi geleneğinin kurucusu sayılır. “Amaç aracı meşrulaştırır” deyişi ona mal edilse de bu ifade eserlerinde bu biçimde geçmez; düşüncesinin popüler bir özetidir.
Jean Bodin
Bodin, 1576’da yayımlanan Devlet Üzerine Altı Kitap ile egemenliği “devletin mutlak ve sürekli gücü” olarak tanımlamış ve modern egemenlik kuramının temelini atmıştır. Egemen, yasa koyar ama yasalarla bağlı değildir; yine de ilahî hukuk, doğal hukuk ve bazı temel yasalarla sınırlıdır (bkz. Egemenlik ve Meşruiyet).
Hugo Grotius
Hollandalı hukukçu Grotius, 1625’te yayımlanan Savaş ve Barış Hukuku adlı eserinde doğal hukuku akla dayandırarak teolojiden görece bağımsız bir temele oturtmuştur. Milletlerarası hukukun kurucularından biri sayılır.
Toplum sözleşmesi düşünürleri
Toplum sözleşmesi teorileri ayrıntılı olarak “Devletin Kökenine İlişkin Teoriler” notunda işlenmiştir; burada siyasi sonuçları özetlenir.
| Düşünür | Eser | Ana tez | Siyasi sonuç |
|---|---|---|---|
| Thomas Hobbes | Leviathan (1651) | Doğa durumu herkesin herkese karşı savaşıdır; güvenlik için haklar egemene devredilir. | Mutlak egemen |
| John Locke | Yönetim Üzerine İki İnceleme | Hayat, özgürlük ve mülkiyet doğal haklardır; yönetim emanetçidir. | Sınırlı yönetim, direnme hakkı |
| J.-J. Rousseau | Toplum Sözleşmesi (1762) | Egemenlik genel iradedir; devredilemez ve temsil edilemez. | Halk egemenliği |
Locke, yasama gücünü toplumun en yüksek gücü olarak görmüş, yasama ile yürütmenin farklı ellerde bulunmasının yararına işaret etmiştir. Ayrıca dış ilişkileri yürüten bir “federatif güç”ten söz eder. Ancak bağımsız bir yargı kuvveti, Locke’un sisteminde ayrı bir kuvvet olarak öne çıkmaz.
Montesquieu ve kuvvetler ayrılığı
Fransız düşünür Montesquieu, 1748’de yayımlanan Kanunların Ruhu adlı eserinde kanunların her ülkenin iklimi, coğrafyası, dini, ticareti, gelenekleri ve yönetim biçimiyle ilişkili olduğunu savunmuştur.
Montesquieu yönetimleri üç türe ayırır ve her birine bir “ilke” (hareket ettirici tutku) atfeder:
| Yönetim | Tanım | İlke |
|---|---|---|
| Cumhuriyet (demokratik veya aristokratik) | Egemenlik halkın tamamında veya bir kısmındadır | Erdem |
| Monarşi | Tek kişi, yerleşik yasalara göre yönetir | Onur |
| Despotluk | Tek kişi, yasasız ve kendi keyfine göre yönetir | Korku |
Eserin en etkili bölümü, İngiliz anayasası üzerine yazdığı bölümdür. Montesquieu’ye göre siyasi özgürlük, ancak iktidarın kötüye kullanılmadığı ılımlı yönetimlerde bulunur. Deneyim, iktidar sahibi her insanın onu kötüye kullanmaya eğilimli olduğunu gösterir; bu nedenle iktidarın iktidarı durdurması gerekir. Bunun için yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin aynı kişi veya organda toplanmaması gerekir: Bu kuvvetler aynı elde birleşirse özgürlük kalmaz.
Montesquieu’nün teorisi, ABD Anayasası’nın (1787) sert kuvvetler ayrılığı ve “fren ve denge” (checks and balances) sistemi üzerinde belirleyici olmuştur. 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi de hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının belirlenmediği bir toplumun anayasası olmadığını ilan ederek bu düşünceye bağlanmıştır.
Montesquieu’nün Türk pozitif hukukundaki izi
1982 Anayasası, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini ayrı maddelerde ayrı organlara verir:
Yürütme yetkisi ve görevi ise AY m.8’e göre Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir. Anayasa’nın Başlangıç metni, kuvvetler ayrılığını organlar arasında hiyerarşi olarak değil, işbirliği olarak tanımlar:
Amerikan ve Fransız devrimleri dönemi
Federalistler
ABD Anayasası’nın onaylanmasını savunmak amacıyla Alexander Hamilton, James Madison ve John Jay tarafından 1787–1788 yıllarında kaleme alınan makaleler Federalist Yazılar adıyla bilinir. Madison, hizip (faction) tehlikesine karşı geniş bir cumhuriyetin ve birbirini denetleyen kurumların önemini vurgulamış; hırsın ancak hırsla dengelenebileceği düşüncesiyle fren ve denge sistemini savunmuştur. Federalist yazılar temsilî cumhuriyet, federalizm ve yargısal denetim tartışmalarının klasik kaynağıdır.
Sieyès
Abbé Sieyès, 1789’da yayımlanan Üçüncü Sınıf Nedir? adlı risalesinde milletin tek meşru iktidar kaynağı olduğunu savunmuştur. Ona atfedilen kurucu iktidar–kurulu iktidar ayrımı, anayasa yapma ve anayasa değiştirme yetkisinin kuramsal temelini oluşturur.
Devrime tepki ve 19. yüzyıl
Edmund Burke ve muhafazakârlık
İrlanda kökenli İngiliz siyasetçi Burke, 1790’da yayımlanan Fransız Devrimi Üzerine Düşünceler adlı eserinde soyut akıl ilkelerine dayanarak toplumu baştan kurma girişimini eleştirmiştir. Ona göre toplum, geçmiş, şimdiki ve gelecek kuşaklar arasında bir ortaklıktır; kurumlar uzun tecrübenin ürünüdür ve ancak yavaş ve ihtiyatlı biçimde değiştirilmelidir. Burke, modern muhafazakâr düşüncenin kurucusu sayılır.
Immanuel Kant
Kant, insanı kendi başına amaç olarak görmüş ve hiçbir zaman yalnızca araç olarak kullanılmaması gerektiğini savunmuştur; bu düşünce insan onuru kavramının felsefi temellerinden biridir. Ebedî Barış Üzerine (1795) adlı eserinde cumhuriyetçi anayasalara sahip devletlerin bir federasyonu fikrini geliştirmiştir.
Faydacılık ve liberalizm: Bentham ve Mill
Jeremy Bentham, doğal haklar düşüncesini reddederek yasama ve politikanın ölçütünü “en çok sayıda insan için en büyük mutluluk” olarak belirleyen faydacılığı (utilitarizm) sistemleştirmiştir.
John Stuart Mill, 1859’da yayımlanan Özgürlük Üzerine adlı eserinde zarar ilkesini formüle etmiştir: Toplumun bir bireyin özgürlüğüne müdahalesi, yalnızca başkalarına zarar verilmesini önlemek amacıyla meşrudur; kişinin yalnızca kendisini ilgilendiren davranışlarında bağımsızlığı mutlaktır. Mill ayrıca “çoğunluğun tiranlığı” tehlikesine dikkat çekmiş, Temsilî Yönetim Üzerine Düşünceler ile temsilî demokrasiyi savunmuş ve kadınların siyasi eşitliğini desteklemiştir.
Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi adlı eserinde eşitliğin yayılmasını kaçınılmaz bir eğilim olarak görmüş; yerel yönetimler, dernekler ve basın özgürlüğünü çoğunluk tiranlığına karşı güvenceler olarak değerlendirmiştir.
Hegel
Alman filozof Hegel, Hukuk Felsefesinin İlkeleri adlı eserinde aile, sivil toplum ve devlet ayrımını yapmıştır. Devleti, ahlaki düşüncenin en yüksek gerçekleşmesi ve özgürlüğün somut biçimi olarak görmüştür. Sivil toplumu devletten ayrı, bireysel çıkarların alanı olarak kavramsallaştırması, sonraki dönemin siyasi düşüncesini derinden etkilemiştir.
Marx ve sosyalist düşünce
Karl Marx ve Friedrich Engels, 1848’de yayımlanan Komünist Manifesto’da tarihin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu ileri sürmüştür. Marx’a göre devlet ve hukuk, ekonomik altyapının belirlediği üstyapı kurumlarıdır ve egemen sınıfın çıkarlarını yansıtır. Proletarya devrimiyle kurulacak geçiş döneminin ardından sınıfsız topluma ulaşılması ve devletin sönümlenmesi öngörülür.
Başlıca ideolojiler: kısa karşılaştırma
| İdeoloji | Temel değer | Devletin rolü | Öne çıkan isimler |
|---|---|---|---|
| Liberalizm | Bireysel özgürlük, sınırlı yönetim | Hakları koruyan sınırlı devlet | Locke, Montesquieu, Mill |
| Muhafazakârlık | Gelenek, süreklilik, ihtiyatlı değişim | Düzeni ve kurumları koruyan devlet | Burke |
| Sosyalizm | Eşitlik, ekonomik adalet | Ekonomiye müdahale eden veya (Marx’ta) sönümlenecek devlet | Marx, Engels |
| Cumhuriyetçilik | Yurttaş erdemi, kamusal katılım | Ortak iyiyi gerçekleştiren yurttaşlar topluluğu | Machiavelli (Söylevler), Rousseau |
Özet
- Machiavelli (Hükümdar, 1532) siyaseti ahlak ve dinden özerk bir alan olarak ele almış, gerçekçi geleneği başlatmıştır.
- Bodin (1576) modern egemenlik kuramını kurmuş; Grotius (1625) doğal hukuku akla dayandırarak milletlerarası hukukun temellerini atmıştır.
- Hobbes (1651) mutlak egemeni, Locke sınırlı yönetim ve doğal hakları, Rousseau (1762) genel irade ve halk egemenliğini savunmuştur.
- Montesquieu (Kanunların Ruhu, 1748) iktidarın iktidarı durdurması gerektiğini söyleyerek kuvvetler ayrılığını sistemleştirmiştir; AY m.7–9 ve Başlangıç bu düşüncenin izini taşır.
- Federalistler fren ve denge sistemini, Sieyès (1789) millet egemenliği ve kurucu iktidar fikrini geliştirmiştir.
- Burke (1790) muhafazakârlığın, Bentham faydacılığın, Mill (1859) zarar ilkesiyle liberal özgürlük anlayışının kurucu isimleridir.
- Kant insanı amaç olarak görmüş; Hegel sivil toplum–devlet ayrımını yapmış; Marx ve Engels (1848) devleti sınıf egemenliğinin aracı saymıştır.