Bugün kullandığımız pek çok kamu hukuku kavramının (yönetim biçimleri, doğal hukuk, adalet, yurttaşlık, karma yönetim, din ile siyasetin ilişkisi) kökü Antik Çağ ve Orta Çağ düşüncesine uzanır. Bu dönemde temel sorular “en iyi yönetim hangisidir?”, “adalet nedir?” ve “dünyevi iktidar ile dinî otorite arasındaki ilişki nasıl kurulmalıdır?” sorularıdır. Sınavlarda özellikle Aristoteles’in yönetim biçimleri tasnifi, Platon’un ideal devleti, Stoacıların doğal hukuk anlayışı ve Thomas Aquinas’ın hukuk türleri sorulur.
Antik Yunan
Sofistler ve Sokrates
M.Ö. 5. yüzyılda Atina’da ortaya çıkan sofistler, yasaların doğadan değil insan uzlaşmasından kaynaklandığını, dolayısıyla değişebilir ve göreli olduğunu ileri sürmüştür. Doğa (physis) ile yasa/uzlaşma (nomos) arasındaki ayrım bu dönemde tartışmaya açılmıştır. Protagoras’a atfedilen “İnsan her şeyin ölçüsüdür” sözü, sofist göreceliğinin simgesi olarak anılır.
Sokrates ise erdemin bilgi olduğunu, doğru bilginin doğru eyleme götüreceğini savunmuştur. Hiçbir eser bırakmamıştır; görüşleri büyük ölçüde öğrencisi Platon’un diyaloglarından bilinir. Atina mahkemesince ölüm cezasına çarptırılması ve kaçma imkânı bulunmasına rağmen kararın uygulanmasına boyun eğmesi, yasaya itaat konusunda sıkça tartışılan bir örnektir.
Platon
Platon’un siyasi düşüncesi başlıca Devlet (Politeia), Devlet Adamı ve Yasalar adlı diyaloglarında yer alır.
Devlet’te Platon, adaleti hem bireyde hem toplumda her parçanın kendi işini yapması olarak tanımlar. İdeal toplum üç sınıftan oluşur:
| Sınıf | Görev | Ruhun karşılık gelen bölümü | Erdem |
|---|---|---|---|
| Yöneticiler (filozoflar) | Yönetmek | Akıl | Bilgelik |
| Bekçiler (askerler) | Korumak | Öfke / yüreklilik | Cesaret |
| Üreticiler | Üretmek | İstek | Ölçülülük |
Platon’a göre devleti filozof-krallar yönetmelidir, çünkü yalnızca onlar iyinin bilgisine ulaşabilir. Yönetici ve bekçi sınıflar için özel mülkiyet ve ailenin kaldırılmasını önermiştir. Platon, demokrasiyi bilgisizlerin yönetimi olarak eleştirmiş; yönetim biçimlerinin aristokrasiden timokrasiye, oligarşiye, demokrasiye ve sonunda tiranlığa doğru bozulduğunu anlatmıştır.
İleri yaşında yazdığı Yasalar’da ise daha gerçekçi bir yaklaşım benimser: filozof-kral yerine yasaların egemenliği ve monarşi ile demokrasinin unsurlarını birleştiren karma bir yönetim önerilir.
Aristoteles
Aristoteles’in Politika adlı eseri, siyaset biliminin ilk sistemli incelemelerinden biri sayılır. Aristoteles ve okulu, çok sayıda sitenin anayasasını derleyerek karşılaştırmalı bir yöntem izlemiştir.
Aristoteles’e göre insan doğası gereği siyasi bir varlıktır (zoon politikon); site (polis) doğal bir topluluktur ve insanın iyi yaşamasının çerçevesidir.
Aristoteles yönetim biçimlerini iki ölçüte göre sınıflandırır: yönetenlerin sayısı ve kamu yararının mı yoksa yönetenlerin çıkarının mı gözetildiği.
| Yönetenlerin sayısı | Doğru (kamu yararını gözeten) biçim | Bozuk (yönetenlerin çıkarını gözeten) biçim |
|---|---|---|
| Bir kişi | Monarşi | Tiranlık |
| Az sayıda kişi | Aristokrasi | Oligarşi |
| Çok sayıda kişi | Politeia | Demokrasi |
Aristoteles’in tasnifinde “demokrasi”, yoksul çoğunluğun kendi çıkarına yönetimi anlamında bozuk biçimdir. Çoğunluğun kamu yararına yönetimine ise politeia denir. Uygulamada en istikrarlı yönetim olarak oligarşi ile demokrasinin karışımı ve orta sınıfın ağırlıkta olduğu bir yapı önerilir.
Aristoteles devlet işlevlerini müzakere eden (karar veren), yöneten ve yargılayan unsurlar olarak ayırmıştır; bu ayrım kuvvetler ayrılığının erken bir izi olarak anılsa da modern anlamda bir kuvvetler ayrılığı teorisi değildir.
Helenistik dönem: Stoacılar
İskender’in fetihleri ve site devletlerinin bağımsızlığını yitirmesiyle siyasi düşünce siteden evrene yönelmiştir. Stoacılar, evreni yöneten ilahî bir akıl (logos) bulunduğunu ve bu aklın bütün insanlarda pay sahibi olduğunu savunmuştur. Bu düşünceden iki önemli sonuç çıkar:
- Doğal hukuk: Bütün insanlar için geçerli, akılla bilinebilen evrensel bir hukuk vardır.
- Kozmopolitizm ve eşitlik: İnsanlar sitelerine göre değil, akla sahip olmaları bakımından eşittir; herkes “dünya yurttaşıdır.”
Stoacı doğal hukuk ve insanların eşitliği düşüncesi, ileride Roma hukuku ve insan hakları düşüncesi üzerinde derin etki bırakmıştır.
Roma
Romalı devlet adamı ve düşünür Cicero, Devlet Üzerine (De Re Publica) ve Yasalar Üzerine (De Legibus) adlı eserlerinde Stoacı doğal hukuku Roma’ya taşımıştır. Ona göre gerçek yasa, doğaya uygun doğru akıldır; her yerde ve her zaman geçerlidir ve hiçbir insan yasasıyla ortadan kaldırılamaz. Cicero, devleti (res publica) “halkın işi” olarak tanımlamış ve monarşi, aristokrasi ve demokrasi unsurlarını birleştiren karma yönetimi en iyi yönetim olarak görmüştür. Karma yönetim fikri, Yunan tarihçi Polybios’un Roma anayasası çözümlemesinde de belirgindir.
Roma hukukçuları hukuku ius civile (Roma yurttaşlarına özgü hukuk), ius gentium (halklar hukuku) ve ius naturale (doğal hukuk) olarak ayırmışlardır. Bu ayrım, sonraki yüzyılların hukuk düşüncesine kalıcı bir çerçeve sağlamıştır.
Orta Çağ Avrupası
Orta Çağ’da siyasi düşüncenin merkezinde dinî otorite (Kilise) ile dünyevi otorite (krallar, imparator) arasındaki ilişki yer alır.
Augustinus
Augustinus, Tanrı Devleti (De Civitate Dei) adlı eserinde iki “site” ayrımı yapar: Tanrı sevgisi üzerine kurulu Tanrı sitesi ve kendini sevme üzerine kurulu dünyevi site. Dünyevi devlet, insanın günahkâr doğası nedeniyle düzeni sağlamak için gereklidir; ancak gerçek adalet ancak Tanrı sitesinde gerçekleşebilir. Bu yaklaşım, devleti ahlaki bakımdan Kilise’nin altında konumlandıran Orta Çağ düşüncesine zemin hazırlamıştır.
İki kılıç öğretisi
Papa I. Gelasius’a dayandırılan ve sonradan iki kılıç öğretisi olarak bilinen anlayışa göre dünya iki otoriteyle yönetilir: ruhani otorite (Papa) ve dünyevi otorite (imparator, kral). Öğretinin ilk biçiminde iki otorite kendi alanlarında ayrı kabul edilir. Ancak Papalık ile imparatorluk arasındaki mücadele sürecinde, her iki kılıcın da Tanrı tarafından Kilise’ye verildiği, dünyevi kılıcın Kilise adına krallarca kullanıldığı yönündeki papalık üstünlüğü görüşü güçlenmiştir. Buna karşı krallar ve imparatorluk taraftarları dünyevi iktidarın doğrudan Tanrı’dan geldiğini savunmuşlardır.
Thomas Aquinas
- yüzyılda Thomas Aquinas, Aristoteles felsefesini Hristiyan teolojisiyle bağdaştırmıştır. Başlıca eseri Summa Theologica’dır. Aquinas’a göre insan doğası gereği toplumsal ve siyasi bir varlıktır; devlet yalnızca günahın sonucu değil, insan doğasının gereğidir.
Aquinas’ın hukuk tasnifi sınavlarda sıkça sorulur:
| Hukuk türü | Tanım |
|---|---|
| Ebedî hukuk (lex aeterna) | Tanrı’nın bütün evreni yöneten aklı |
| Doğal hukuk (lex naturalis) | Ebedî hukukun insan aklıyla kavranabilen bölümü |
| İlahî hukuk (lex divina) | Vahiy yoluyla bildirilen hukuk (Kutsal Kitap) |
| Beşerî hukuk (lex humana) | Doğal hukuktan türetilen, insanlarca konan pozitif hukuk |
Doğal hukuka açıkça aykırı bir beşerî yasa, gerçek anlamda yasa sayılmaz; bu görüş, adaletsiz yasaya itaat yükümlülüğünün sınırları tartışmasının klasik kaynağıdır.
Marsilius ve Orta Çağ’ın sonu
Padovalı Marsilius, Barışın Savunucusu (Defensor Pacis, 1324) adlı eserinde Kilise’nin dünyevi yetki iddiasını reddetmiş, yasa koyma yetkisinin yurttaşlar topluluğuna veya onun “daha ağır basan kısmına” ait olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüş, laik devlet ve halk iradesi düşüncesinin Orta Çağ’daki öncüllerinden biri sayılır.
İngiltere’de 1215 tarihli Magna Carta, kralın yetkilerini baronlar lehine sınırlayan bir belge olarak, sınırlı yönetim fikrinin tarihsel simgelerinden biri hâline gelmiştir (bkz. İnsan Hakları Düşüncesinin Gelişimi).
İslam ve Türk siyasi düşüncesi
- Fârâbî, Platon ve Aristoteles’ten etkilenerek El-Medînetü’l-Fâzıla (Erdemli Şehir) adlı eserinde, erdemli bir yöneticinin yönettiği ve halkını mutluluğa ulaştırmayı amaçlayan ideal şehri, bunun karşıtı olan erdemsiz şehirlerle karşılaştırmıştır.
- Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’i, Karahanlılar döneminde yazılmış bir siyasetnamedir; hükümdarın adaletli olması, bilgili danışmanlara başvurması ve töreye bağlı kalması üzerinde durur.
- Nizâmülmülk’ün Siyasetnâme’si, Büyük Selçuklu döneminde devlet yönetimine ilişkin öğütler içerir.
- İbn Haldun, Mukaddime’de devletlerin doğuşunu ve çöküşünü asabiyet kavramıyla açıklamış ve devletlerin döngüsel bir hayat seyri izlediğini ileri sürmüştür (bkz. Devletin Kökenine İlişkin Teoriler).
Antik ve Orta Çağ kavramlarının Türk pozitif hukukundaki karşılığı
Bu dönemin düşünceleri Anayasa’ya doğrudan taşınmamıştır; ancak modern anayasa, bu dönemin iki temel sorununa açık cevaplar verir.
Din ve devlet ilişkisi: Orta Çağ’ın iki kılıç tartışmasına karşılık, 1982 Anayasası dinî otorite ile devlet işlerini kesin biçimde ayıran laiklik ilkesini benimser (AY m.2). Başlangıç metni bu ayrımı şöyle ifade eder:
AY m.24/5 de devletin temel düzeninin din kurallarına dayandırılmasını yasaklar.
Doğuştan imtiyazların reddi: Platon’un sınıflı ideal devleti ve Aristoteles’in aristokrasi, oligarşi gibi az sayıda kişinin yönetimini esas alan biçimleri, bir zümrenin yönetme ayrıcalığına dayanır. Modern eşitlik ilkesi bu ayrıcalıkları reddeder:
Özet
- Sofistler yasanın uzlaşmaya dayandığını ve göreli olduğunu savunmuş; Sokrates erdemi bilgiyle özdeşleştirmiştir.
- Platon Devlet’te üç sınıflı ideal devlet ve filozof-krallar, Yasalar’da ise yasaların egemenliği ve karma yönetim önermiştir.
- Aristoteles Politika’da yönetimleri sayı ve kamu yararı ölçütüyle altıya ayırmıştır; çoğunluğun kamu yararına yönetimi politeia, bozuk biçimi demokrasidir.
- Stoacılar evrensel doğal hukuk ve insanların eşitliği fikrini; Cicero doğal hukuk ve karma yönetimi Roma’ya taşımıştır.
- Augustinus Tanrı Devleti’nde iki site ayrımı yapmış; iki kılıç öğretisi dinî ve dünyevi otorite ilişkisini tartışmıştır.
- Thomas Aquinas ebedî, doğal, ilahî ve beşerî hukuk ayrımını yapmıştır; Marsilius (Defensor Pacis, 1324) Kilise’nin dünyevi yetkisini reddetmiştir.
- Fârâbî, Kutadgu Bilig, Siyasetnâme ve İbn Haldun İslam-Türk siyasi düşüncesinin başlıca örnekleridir.
- Anayasa, laiklik (Başlangıç, AY m.2, m.24/5) ve imtiyaz yasağı (AY m.10/4) ile bu dönemin din–devlet ve zümre ayrıcalığı sorunlarına modern cevaplar verir.