İnsan hakları, kişinin yalnızca insan olması nedeniyle sahip olduğu ve devlet iktidarının saygı göstermek, korumak ve gerçekleştirmekle yükümlü olduğu haklardır. Bu düşünce bir anda doğmamış; doğal hukuk felsefesi, iktidarı sınırlayan tarihsel belgeler, 18. yüzyıl devrimleri ve 20. yüzyılın uluslararası koruma mekanizmaları üzerinden katman katman gelişmiştir. Sınavlarda belgelerin kronolojisi, hak kuşakları, statü teorisi ve AY m.90/5’in temel haklara ilişkin antlaşmalara tanıdığı öncelik sık sorulur.
Düşünsel kaynaklar
Doğal hukuk geleneği
Stoacılardan, Cicero’dan ve Thomas Aquinas’tan gelen doğal hukuk düşüncesi, insan yapısı hukukun üstünde, akılla bilinebilen ve herkes için geçerli bir hukukun varlığını kabul eder. Bu gelenek, devletin koyduğu hukuku ölçmek için bir ölçüt sağlamıştır (bkz. Antik Çağ ve Orta Çağ Siyasi Düşüncesi).
Doğal haklar ve sözleşme teorileri
- yüzyılda doğal hukuk, bireyin doğal hakları düşüncesine dönüşmüştür. John Locke’a göre insanlar hayat, özgürlük ve mülkiyet haklarına devlet kurulmadan önce, doğa durumunda sahiptir. Devlet bu hakları yaratmaz; korumak için kurulur ve onlara saygı göstermezse meşruiyetini yitirir. Bu yaklaşım, insan haklarının devletten önce gelen ve devleti sınırlayan haklar olarak kavranmasının temelidir.
Aydınlanma döneminde Montesquieu’nün kuvvetler ayrılığı, Rousseau’nun eşitlik vurgusu ve Kant’ın insanın yalnızca araç olarak kullanılamayacağı düşüncesi, hakların kurumsal güvenceleri ve insan onuru kavramı bakımından bu birikime eklenmiştir.
İngiltere: iktidarın tarihsel sınırlanması
İngiliz belgeleri evrensel insan hakları bildirgesi niteliğinde değildir; belirli toplumsal kesimlerin haklarını ve parlamentonun yetkilerini krala karşı güvenceye alır. Ancak sınırlı yönetim ve hukukun üstünlüğü düşüncesinin tarihsel temellerini oluştururlar.
| Belge | Tarih | Önemi |
|---|---|---|
| Magna Carta | 1215 | Kralın baronlar lehine sınırlanması; kanuna dayanmadan özgürlükten yoksun bırakmaya karşı güvencenin erken biçimi |
| Petition of Right (Haklar Dilekçesi) | 1628 | Parlamentonun onayı olmadan vergi konulamaması, keyfî tutuklamaya karşı güvence |
| Habeas Corpus Act | 1679 | Tutulan kişinin hâkim önüne çıkarılmasını isteme güvencesi; kişi özgürlüğü |
| Bill of Rights (Haklar Bildirgesi) | 1689 | Şanlı Devrim sonrası parlamentonun üstünlüğü, kralın yetkilerinin sınırlanması |
Amerikan ve Fransız devrimleri
Amerika
- Virginia Haklar Bildirisi (1776): İnsanların doğuştan eşit derecede özgür ve bağımsız olduğunu ve belirli doğal haklara sahip olduğunu ilan eden, sistemli ilk modern hak bildirgelerinden biridir.
- Bağımsızlık Bildirgesi (1776): Bütün insanların eşit yaratıldığını; hayat, özgürlük ve mutluluğu arama gibi devredilemez haklara sahip olduğunu ve yönetimlerin meşruiyetini yönetilenlerin rızasından aldığını ilan eder. Locke’un etkisi belirgindir.
- ABD Anayasası (1787) ve Haklar Bildirgesi (1791): Anayasaya eklenen ilk on değişiklik, din ve ifade özgürlüğü, adil yargılanma gibi hakları anayasal güvenceye kavuşturmuştur.
Fransa
İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (1789), insanların özgür ve haklarda eşit doğduğunu ilan eder. Özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya direnme doğal ve zaman aşımına uğramaz haklar olarak sayılır. Egemenliğin özünde millette olduğu, kanunun genel iradenin ifadesi olduğu ve hakların güvence altına alınmadığı, kuvvetler ayrılığının belirlenmediği bir toplumun anayasası olmadığı da bildiride yer alır.
Fransız bildirisi, evrensel bir dil kullanması ve hakları “insan” ile “yurttaş” ayrımı içinde sunması nedeniyle Avrupa’da ve Osmanlı-Türk anayasacılığında da etkili olmuştur.
Hak kuşakları
Öğretide insan hakları, tarihsel ortaya çıkış sırası ve devlete yüklenen yükümlülüğün niteliği bakımından “kuşaklar” hâlinde sınıflandırılır. Bu ayrım Karel Vasak’a atfedilir.
| Kuşak | Haklar | Devletin yükümlülüğü | Tarihsel arka plan |
|---|---|---|---|
| Birinci kuşak | Kişisel ve siyasi haklar (yaşam, kişi özgürlüğü, din ve düşünce özgürlüğü, mülkiyet, seçme ve seçilme) | Ağırlıkla müdahale etmeme (negatif) | 17.–18. yüzyıl liberal devrimleri |
| İkinci kuşak | Ekonomik, sosyal ve kültürel haklar (çalışma, sendika, sosyal güvenlik, eğitim, sağlık) | Olumlu edim (pozitif) | 19. yüzyıl sanayileşmesi, sosyal devlet; 20. yüzyıl anayasaları |
| Üçüncü kuşak | Dayanışma hakları (barış, sağlıklı çevre, gelişme) | Devletlerin ve uluslararası toplumun işbirliği | 20. yüzyılın ikinci yarısı, sömürgecilik sonrası dönem |
Jellinek’in statü teorisi
Georg Jellinek, bireyin devlet karşısındaki konumuna göre hakları dört statüye ayırır:
| Statü | Anlamı | Hak türü |
|---|---|---|
| Pasif statü | Bireyin devlete tabi olması | Ödevler (vergi, askerlik) |
| Negatif statü | Devletin girmemesi gereken özerk alan | Koruyucu haklar (kişi dokunulmazlığı, konut dokunulmazlığı) |
| Pozitif statü | Bireyin devletten edim isteyebilmesi | İsteme hakları (sosyal haklar, hak arama) |
| Aktif statü | Bireyin devlet iradesinin oluşumuna katılması | Katılma hakları (seçme, seçilme, siyasi parti kurma) |
1982 Anayasası’nın İkinci Kısmı da benzer bir ayrımla düzenlenmiştir: “Kişinin Hakları ve Ödevleri”, “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” ve “Siyasi Haklar ve Ödevler” bölümleri, sırasıyla koruyucu, isteme ve katılma haklarına büyük ölçüde karşılık gelir.
Uluslararası koruma dönemi
İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı, insan haklarının yalnızca devletlerin iç meselesi olarak bırakılamayacağını göstermiştir. Bu dönemde insan hakları uluslararası hukukun konusu hâline gelmiştir.
- Birleşmiş Milletler Şartı (1945): İnsan haklarına saygıyı örgütün amaçları arasında sayar.
- İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (10 Aralık 1948): BM Genel Kurulu kararıyla kabul edilmiştir. Kural olarak bağlayıcı bir antlaşma değil, bir bildiridir; ancak sonraki antlaşmalara ve anayasalara kaynaklık etmiştir.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1950): Avrupa Konseyi bünyesinde imzalanmıştır. Bağlayıcı bir antlaşmadır ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aracılığıyla yargısal denetim öngörür. Türkiye Sözleşme’ye taraftır; AİHM’ye bireysel başvuru hakkını 1987’de tanımıştır.
- İkiz sözleşmeler (1966): Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Evrensel Beyanname’deki hakları bağlayıcı antlaşma hâline getirmiştir.
| Evrensel Beyanname (1948) | AİHS (1950) | |
|---|---|---|
| Kabul eden | BM Genel Kurulu | Avrupa Konseyi üyesi devletler |
| Hukuki nitelik | Bildiri (kural olarak bağlayıcı antlaşma değil) | Bağlayıcı uluslararası antlaşma |
| Denetim | Yargısal denetim organı yok | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi |
| Hak kapsamı | Kişisel, siyasi, sosyal ve ekonomik haklar | Ağırlıkla kişisel ve siyasi haklar (ek protokollerle genişletilmiş) |
Türk hukukunda insan haklarının gelişimi
Osmanlı-Türk anayasacılığında insan hakları düşüncesinin başlıca durakları şunlardır: Sened-i İttifak (1808), padişahın yetkisini ayanlar lehine sınırlayan bir belgedir. Tanzimat Fermanı (1839) can, mal ve namus güvenliğini ve yargılanmadan cezalandırmama ilkesini ilan etmiş; Islahat Fermanı (1856) gayrimüslimlerin eşitliği konusunda yeni güvenceler getirmiştir. Kanun-i Esasi (1876) ilk yazılı anayasa olarak temel haklara yer vermiştir. Cumhuriyet döneminde 1924 Anayasası temel hakları “Türklerin Hukuku Amme”si başlığı altında saymış; 1961 Anayasası sosyal hakları ve anayasa yargısını getirmiş; 1982 Anayasası ise temel hakları geniş bir katalog hâlinde düzenlemiştir.
Temel hakların niteliği
1982 Anayasası, Locke’tan beri gelen doğal haklar düşüncesini, hakların kişiliğe bağlı ve devredilmez olduğunu söyleyerek yansıtır:
AY m.13 ise sınırlamaların sınırlarını belirler: sınırlama yalnızca kanunla, Anayasa’nın ilgili maddesindeki sebeplere bağlı olarak, hakkın özüne dokunmadan ve ölçülülük ilkesine uygun biçimde yapılabilir. İnsan onuru düşüncesi de işkence yasağında somutlaşır: AY m.17/3’e göre kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye tabi tutulamaz.
Uluslararası antlaşmaların yeri
Bu cümle 2004 Anayasa değişikliğiyle eklenmiştir. Böylece AİHS gibi temel haklara ilişkin antlaşmalar, aynı konuda farklı hüküm içeren kanunlar karşısında uygulamada öncelik kazanır.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru
2010 Anayasa değişikliğiyle AY m.148’e eklenen hükümle, herkes Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden AİHS kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Bu yol, olağan kanun yollarının tüketilmesi şartına bağlıdır.
Özet
- İnsan hakları düşüncesinin felsefi kaynakları doğal hukuk geleneği ve Locke’un doğal haklar anlayışıdır; haklar devletten önce gelir ve devleti sınırlar.
- İngiliz belgeleri (Magna Carta 1215, Petition of Right 1628, Habeas Corpus 1679, Bill of Rights 1689) sınırlı yönetimin temelleridir ama evrensel değildir.
- Evrensel nitelikli bildirgeler: Virginia Haklar Bildirisi ve Bağımsızlık Bildirgesi (1776), İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (1789), ABD Haklar Bildirgesi (1791).
- Hak kuşakları: kişisel-siyasi (negatif), ekonomik-sosyal (pozitif) ve dayanışma hakları; ayrım hiyerarşi kurmaz.
- Jellinek’in statü teorisi pasif, negatif, pozitif ve aktif statüyü ayırır; AY’nin hak bölümleri buna büyük ölçüde karşılık gelir.
- Uluslararası koruma: BM Şartı (1945), Evrensel Beyanname (1948, bildiri), AİHS (1950, bağlayıcı ve yargısal denetimli), ikiz sözleşmeler (1966).
- AY m.12 hakların kişiliğe bağlı ve devredilmez niteliğini, AY m.13 sınırlamanın sınırlarını, AY m.90/5 temel haklara ilişkin antlaşmaların kanunlar karşısındaki önceliğini düzenler.
- AY m.148 (2010) ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılmıştır.