Egemenlik, devlet iktidarını diğer bütün toplumsal iktidarlardan ayıran üstünlük niteliğidir; meşruiyet ise bu iktidarın neden itaate layık olduğu sorusunun cevabıdır. Birincisi “kim emreder?”, ikincisi “hangi hakla emreder?” sorusuna yöneliktir. Sınavlarda özellikle millî egemenlik ile halk egemenliği arasındaki farklar, egemenliğin nitelikleri ve AY m.6’nın hangi teoriyi benimsediği sorulur.
Egemenlik kavramının doğuşu
Egemenlik kavramı, Orta Çağ sonunda kralların bir yandan feodal beylere, diğer yandan Papa ve İmparator’a karşı verdiği mücadelenin ürünüdür. Kral, içeride “kendisinden üstün güç tanımayan”, dışarıda “başka hiçbir otoriteye bağlı olmayan” bir konum talep etmiştir.
Kavramı ilk kez sistemli biçimde işleyen düşünür Jean Bodin’dir. Bodin, 1576’da yayımlanan Devlet Üzerine Altı Kitap adlı eserinde egemenliği, devletin mutlak ve sürekli gücü olarak tanımlamıştır. Bodin’e göre egemen, yasaları koyar ama kendisi yasalarla bağlı değildir; ancak ilahî hukuk ve doğal hukukla sınırlıdır.
Thomas Hobbes, 1651’de yayımlanan Leviathan’da egemenliği toplum sözleşmesine dayandırmış, ancak sonucu yine mutlak ve bölünmez bir egemen olarak kurmuştur (bkz. Devletin Kökenine İlişkin Teoriler).
Egemenliğin nitelikleri
Klasik öğretide egemenliğe şu nitelikler yüklenir:
| Nitelik | Anlamı |
|---|---|
| Mutlaklık / üstünlük | Ülke içinde egemenden üstün bir irade yoktur. |
| Süreklilik | Egemenlik, onu kullanan kişilere bağlı değildir; yöneticiler değişse de sürer. |
| Bölünmezlik | Egemenlik parçalara ayrılarak farklı sahiplere verilemez. |
| Devredilmezlik | Egemenliğin sahibi onu başkasına devredemez; yalnızca kullanımını yetkili organlara bırakabilir. |
| Tekillik | Bir ülkede tek bir egemenlik vardır. |
Modern anayasacılık bu niteliklerden “mutlaklığı” hukukla sınırlamıştır. Bugün egemenlik, anayasaya ve temel haklara bağlı bir yetki olarak anlaşılır. Kuvvetler ayrılığı ise egemenliğin bölünmesi değil, egemenliğin kullanılmasının farklı organlar arasında paylaştırılmasıdır.
İç egemenlik ve dış egemenlik
- İç egemenlik: Devletin ülkesindeki kişi ve topluluklar üzerinde en üstün emir verme gücüne sahip olmasıdır.
- Dış egemenlik (bağımsızlık): Devletin diğer devletlere ve milletlerarası kuruluşlara bağımlı olmaması, milletlerarası hukuk dışında başka bir iradenin emrine girmemesidir.
Milletlerarası örgütlere üyelik, antlaşmalarla üstlenilen yükümlülükler ve uluslarüstü kuruluşlara yetki aktarımı, dış egemenliğin bugün mutlak değil, devletin kendi rızasıyla sınırlanabilen bir nitelik olarak görülmesine yol açmıştır.
Egemenliğin kaynağına ilişkin teoriler
Egemenliğin “kime ait olduğu” sorusuna verilen cevaplar iki ana gruba ayrılır.
Teokratik egemenlik teorileri
Egemenliğin kaynağı Tanrı’dır. Bu teoriler üç biçimde görülür:
- Hükümdarın tanrısallığı: Hükümdarın bizzat tanrı veya tanrısal varlık sayılması (eski Mısır firavunları gibi).
- İlahî doğrudan seçim: Tanrı’nın hükümdarı doğrudan seçip egemenliği ona vermesi; mutlak monarşilerin “kralların ilahî hakkı” savunusu bu türdendir.
- İlahî dolaylı seçim (ilahî takdir): Egemenlik Tanrı’dan gelir, ancak hükümdarın belirlenmesi olaylar ve insanlar aracılığıyla gerçekleşir.
Teokratik teorilerin ortak sonucu, hükümdarın yalnızca Tanrı’ya karşı sorumlu olması, yönetilenlere hesap vermemesidir.
Demokratik egemenlik teorileri
Egemenliğin kaynağı yönetilenlerdir. İki temel teori vardır: millî egemenlik ve halk egemenliği.
Millî egemenlik teorisi, Fransız Devrimi döneminde özellikle Abbé Sieyès ile özdeşleşir. Sieyès, 1789’da yayımlanan Üçüncü Sınıf Nedir? risalesinde milleti siyasi iktidarın tek kaynağı olarak öne çıkarmıştır. Bu görüşe göre egemenlik, onu oluşturan bireylerden ayrı, soyut ve tüzel bir varlık olan millete aittir. Millet, iradesini ancak temsilcileri aracılığıyla açıklayabilir.
Halk egemenliği teorisi ise Jean-Jacques Rousseau’nun 1762’de yayımlanan Toplum Sözleşmesi adlı eserine dayanır. Rousseau’ya göre egemenlik, genel iradenin (volonté générale) kullanılmasıdır ve topluluğu oluşturan somut bireylere paylaştırılmıştır; her yurttaş egemenliğin bir parçasına sahiptir. Rousseau egemenliğin temsil edilemeyeceğini savunur.
| Ölçüt | Millî egemenlik | Halk egemenliği |
|---|---|---|
| Egemenliğin sahibi | Soyut, bölünmez tüzel varlık olarak millet | Somut bireylerden oluşan halk; her birey egemenliğin bir parçasına sahip |
| Oy hakkının niteliği | Bir görev (fonksiyon); millet kimin oy kullanacağını belirleyebilir | Bir hak; her yurttaş doğal olarak oy kullanır |
| Uyumlu seçim sistemi | Sınırlı (kayıtlı) oy olabilir | Genel oy |
| Demokrasi türü | Temsilî demokrasi | Doğrudan veya yarı-doğrudan demokrasi |
| Vekâletin niteliği | Temsilî vekâlet: milletvekili bütün milleti temsil eder, seçmenden talimat almaz | Emredici vekâlet: temsilci seçmenin talimatına bağlıdır, geri çağrılabilir |
| Düşünsel kaynak | Sieyès | Rousseau |
Türk pozitif hukukunda egemenlik
Türk anayasa geleneğinde egemenliğin millete ait olduğu ilkesi 1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’ndan beri yer alır. 1982 Anayasası bu ilkeyi şöyle düzenler:
Bu madde üç sonucu birlikte içerir:
- Egemenliğin sahibi millettir (millî egemenlik teorisi).
- Egemenlik yetkili organlar eliyle ve Anayasa’ya göre kullanılır. Bu ifade temsilî demokrasiye ve hukuk devletine işaret eder. Yetkili organlar arasında seçmenler (halkoylaması ve seçimler), TBMM, Cumhurbaşkanı ve yargı organları sayılabilir.
- Egemenliğin kullanılması bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Monarşi, oligarşi ve sınıf diktatörlüğü bu hükümle dışlanır.
Temsilî vekâlet anlayışı AY m.80’de açıkça yer alır:
Anayasa’nın millet adına işlem yapan organlara dair hükümleri de aynı anlayışı yansıtır: yasama yetkisi “Türk Milleti adına” TBMM’nindir ve devredilemez (AY m.7); yargı yetkisi “Türk Milleti adına” bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır (AY m.9).
Bununla birlikte 1982 Anayasası halk egemenliğine özgü bazı kurumlara da yer verir: genel oy ve 18 yaşını dolduran her Türk vatandaşının seçme ve halkoylamasına katılma hakkı (AY m.67), Anayasa değişikliklerinde halkoylaması (AY m.175) bunlardandır. Bu nedenle öğretide Türk sisteminin millî egemenlik esasına dayandığı, ancak halk egemenliğinden bazı unsurlar aldığı kabul edilir.
Meşruiyet
Meşruiyet, siyasi iktidarın yönetilenler tarafından haklı ve itaate layık kabul edilmesidir. Meşruiyet ile hukuka uygunluk (legalite) aynı şey değildir:
| Legalite (hukukilik) | Meşruiyet | |
|---|---|---|
| Soru | İşlem yürürlükteki hukuka uygun mu? | İktidar ve hukuk düzeni haklı mı, kabul görüyor mu? |
| Ölçüt | Pozitif hukuk | Değerler, inançlar, toplumsal rıza |
| Örnek | Usulüne uygun çıkarılmış kanun | Kanunun ve onu çıkaran iktidarın toplumca benimsenmesi |
Bir işlem pozitif hukuka uygun olduğu hâlde toplumun gözünde meşruiyet taşımayabilir; tersine, devrimler ilk anda mevcut hukuka aykırıdır ama zamanla meşruiyet kazanabilir.
Weber’in meşru egemenlik tipleri
Alman sosyolog Max Weber, meşru egemenliği üç ideal tipe ayırmıştır:
| Tip | Meşruiyetin dayanağı | Örnek |
|---|---|---|
| Geleneksel | Öteden beri süregelen gelenek ve teamüllerin kutsallığı | Soya dayalı monarşi, ataerkil yönetim |
| Karizmatik | Liderin olağanüstü kişisel nitelikleri ve buna duyulan bağlılık | Devrim ve kuruluş dönemlerinin önderleri |
| Yasal-ussal (rasyonel) | Genel ve soyut kurallara ve bu kurallara göre belirlenmiş yetkili makamlara bağlılık | Modern bürokratik devlet |
Bu tipler gerçekte saf hâlde bulunmaz; bir yönetimde birden fazlası iç içe görülebilir. Karizmatik iktidar zamanla kurallara bağlanarak yasal-ussal veya geleneksel tipe dönüşebilir; Weber bu süreci “karizmanın gündelikleşmesi” olarak adlandırır.
Demokratik meşruiyet
Modern anayasal devletlerde meşruiyetin baskın kaynağı demokratik meşruiyettir: iktidar, serbest seçimlerle yönetilenlerin rızasına dayanmalı ve hukuka bağlı olmalıdır. AY Başlangıç metni de bu bağı kurar:
Bu ifadede iki meşruiyet kaynağı birleşir: millet iradesi (demokratik meşruiyet) ve hukuk düzenine bağlılık (yasal-ussal meşruiyet).
Özet
- Egemenlik devlet iktidarının üstünlük niteliğidir; kavramı ilk sistemli işleyen Bodin’dir (Devlet Üzerine Altı Kitap, 1576).
- Klasik nitelikler: mutlaklık, süreklilik, bölünmezlik, devredilmezlik; kuvvetler ayrılığı egemenliği değil kullanılmasını paylaştırır.
- İç egemenlik ülke içinde üstünlüğü, dış egemenlik bağımsızlığı ifade eder.
- Teokratik teoriler egemenliği Tanrı’ya, demokratik teoriler yönetilenlere dayandırır.
- Millî egemenlik (Sieyès): soyut millet, oy görev, temsilî vekâlet; halk egemenliği (Rousseau, 1762): somut bireyler, oy hak, emredici vekâlet ve doğrudan demokrasi.
- AY m.6 millî egemenliği benimser, kullanılmasını Anayasa’ya bağlar ve kişi, zümre veya sınıfa bırakılmasını yasaklar; AY m.80 temsilî vekâleti düzenler.
- Meşruiyet hukuka uygunluktan farklıdır; Weber’e göre geleneksel, karizmatik ve yasal-ussal meşruiyet tipleri vardır.
- Modern anayasal devlette baskın kaynak, hukukla sınırlanmış demokratik meşruiyettir.