Demokrasi, en genel anlamıyla siyasi iktidarın kaynağının yönetilenler olduğu ve yönetilenlerin iktidarın belirlenmesine ve denetlenmesine katıldığı yönetim biçimidir. Ancak “halkın kendi kendini yönetmesi” fikrinin nasıl kurumsallaşacağı konusunda çok farklı modeller ve teoriler vardır. Bu notta önce demokrasinin uygulanış biçimleri (doğrudan, temsilî, yarı-doğrudan), sonra demokrasiyi açıklayan başlıca kuramlar ve son olarak 1982 Anayasası’nın tercihleri ele alınmaktadır.
Kavramın kökeni
“Demokrasi” sözcüğü Yunanca demos (halk) ve kratos (iktidar, yönetim) sözcüklerinden türemiştir. Antik Atina’da yurttaşlar halk meclisinde (ekklesia) toplanarak doğrudan karar veriyor, pek çok kamu görevlisi kurayla belirleniyordu. Ancak kadınlar, köleler ve yabancılar yurttaşlık haklarından yoksun olduğundan Atina demokrasisi, nüfusun dar bir kesimini kapsıyordu.
Antik düşünürlerin önemli bir kısmı demokrasiye kuşkuyla bakmıştır; Platon ve Aristoteles demokrasiyi bozulmaya açık bir yönetim olarak değerlendirmiştir (bkz. Antik Çağ ve Orta Çağ Siyasi Düşüncesi). Demokrasinin olumlu bir ideal olarak yaygınlaşması 18. ve 19. yüzyıl devrimleriyle, genel oyun kabulüyle ise büyük ölçüde 20. yüzyılda gerçekleşmiştir.
Demokrasinin uygulanış biçimleri
Doğrudan demokrasi
Yurttaşların kanunları ve önemli siyasi kararları bizzat, temsilci aracılığı olmaksızın aldığı sistemdir. Antik Atina klasik örnektir. Günümüzde yalnızca İsviçre’nin bazı küçük kantonlarındaki halk meclisleri (Landsgemeinde) bu modelin örneği olarak anılır.
Doğrudan demokrasi Rousseau’nun halk egemenliği anlayışıyla uyumludur; ona göre egemenlik temsil edilemez. Ancak geniş nüfuslu modern devletlerde bütün kararların doğrudan halk tarafından alınması pratik olarak mümkün değildir.
Temsilî (dolaylı) demokrasi
Yurttaşların belirli aralıklarla serbest seçimlerle temsilcilerini belirlediği, kararların bu temsilcilerce alındığı sistemdir. Millî egemenlik teorisi ve temsilî vekâlet anlayışıyla bağlantılıdır: temsilci seçmenlerden talimat almaz, bütün milleti temsil eder ve görev süresi içinde seçmenlerce geri çağrılamaz.
Temsilî demokrasinin vazgeçilmez kurumları:
- düzenli aralıklarla yapılan serbest, eşit, gizli ve genel oya dayalı seçimler,
- siyasi partiler ve çok partili rekabet,
- muhalefetin varlığı ve iktidara gelme imkânı,
- düşünce, ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlükleri.
Yarı-doğrudan demokrasi
Temsilî demokrasi esas alınmakla birlikte, halkın bazı konularda doğrudan karar verme veya karar sürecini başlatma imkânına sahip olduğu sistemdir. Başlıca kurumları şunlardır:
| Kurum | Tanım |
|---|---|
| Referandum (halkoylaması) | Parlamentonun kabul ettiği bir metnin veya bir konunun halkın onayına sunulması. Zorunlu veya ihtiyari olabilir. |
| Halk vetosu | Parlamentonun kabul ettiği bir kanunun, belirli sayıda seçmenin talebiyle halkoyuna sunulup reddedilebilmesi. |
| Halk teşebbüsü (halk girişimi) | Belirli sayıda seçmenin bir kanun veya anayasa değişikliği teklifini doğrudan gündeme getirebilmesi. |
| Geri çağırma (recall) | Belirli sayıda seçmenin talebiyle seçilmiş bir görevlinin görev süresi dolmadan halkoyuyla görevden alınabilmesi. |
| Plebisit | Çoğunlukla bir kişiye veya rejime güven oylaması niteliği taşıyan, metinden çok kişi ya da yönelim üzerine yapılan oylama. |
Demokrasiyi açıklayan teoriler
Klasik (çoğunlukçu) demokrasi teorisi
Demokrasiyi halkın iradesinin, yani çoğunluğun iradesinin egemen olması olarak anlar. Kökleri Rousseau’nun genel irade düşüncesine uzanır. Bu anlayışta kamu yararı, çoğunluğun iradesiyle belirlenir.
Eleştiri: Sınırsız çoğunluk yönetimi, azınlıkların hak ve özgürlüklerini tehdit edebilir. Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi adlı eserinde bu tehlikeyi “çoğunluğun tiranlığı” olarak adlandırmış; aynı kaygı John Stuart Mill’in Özgürlük Üzerine (1859) adlı eserinde de belirgin biçimde işlenmiştir.
Liberal (anayasal) demokrasi
Çoğunluk iradesini, anayasayla güvence altına alınmış temel haklar, kuvvetler ayrılığı ve bağımsız yargı ile sınırlar. Demokrasi, “çoğunluğun yönetimi” ile “azınlığın hakları”nın dengesi olarak anlaşılır. Bugün Batı tipi anayasal demokrasilerin baskın modelidir.
Elitist (rekabetçi) demokrasi teorisi
Joseph Schumpeter, Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi (1942) adlı eserinde klasik teorinin varsaydığı “ortak iyi” ve “halk iradesi” kavramlarını gerçekçi bulmaz. Ona göre demokrasi, siyasi liderlerin halkın oyları için rekabet ettiği bir yöntemdir; halkın rolü, kendisini yönetecek elitler arasında seçim yapmakla sınırlıdır. Demokrasi bir amaç değil, yönetici seçme yöntemi olarak tanımlanır.
Çoğulcu (plüralist) demokrasi ve poliarşi
Çoğulcu teori, toplumu birbiriyle rekabet eden çok sayıda çıkar grubu, örgüt ve dernekten oluşan bir yapı olarak görür. Siyasi karar, bu grupların rekabeti ve uzlaşmasının ürünüdür; iktidar tek bir grupta toplanmaz.
Robert Dahl, gerçek dünyadaki demokrasilerin ideal demokrasiye ancak yaklaşabileceğini belirterek bunlar için poliarşi (“çokların yönetimi”) kavramını kullanır. Poliarşinin temel unsurları; seçilmiş yöneticiler, serbest ve adil seçimler, kapsayıcı oy hakkı, seçilme hakkı, ifade özgürlüğü, alternatif bilgi kaynakları ve örgütlenme özgürlüğüdür.
Katılımcı demokrasi
Demokrasinin yalnızca birkaç yılda bir oy vermeye indirgenmesini eleştirir. Yurttaşların işyerinde, yerel yönetimlerde ve sivil toplumda karar süreçlerine etkin katılımını savunur. Katılımın yurttaşı siyasal bakımdan eğittiği ve olgunlaştırdığı düşüncesi öne çıkar.
Müzakereci (deliberatif) demokrasi
Meşru kararın yalnızca oy sayımıyla değil, özgür ve eşit katılımcıların gerekçe sunarak yürüttüğü kamusal tartışma sonucunda oluşacağını savunur. Bu yaklaşımın önde gelen temsilcileri arasında Jürgen Habermas ve John Rawls anılır. Müzakereci teoride tercihler sabit değildir; tartışma sürecinde dönüşebilir.
| Teori | Demokrasinin özü | Yurttaşın rolü | Öne çıkan isim |
|---|---|---|---|
| Klasik / çoğunlukçu | Halkın genel iradesinin egemenliği | Etkin ve kararı belirleyen | Rousseau |
| Liberal / anayasal | Çoğunluk yönetimi + hakların korunması | Hak sahibi ve seçmen | Locke, Mill, Tocqueville |
| Elitist / rekabetçi | Liderlerin oy için rekabeti | Yöneticileri seçen | Schumpeter |
| Çoğulcu / poliarşi | Grupların rekabeti, iktidarın dağılması | Gruplar aracılığıyla etkili | Dahl |
| Katılımcı | Gündelik hayatta yaygın katılım | Sürekli katılan | |
| Müzakereci | Gerekçeli kamusal tartışma | Tartışan ve ikna eden | Habermas, Rawls |
Demokrasi ve çoğulculuk: militan demokrasi
Demokrasinin kendi araçlarıyla ortadan kaldırılması tehlikesine karşı bazı anayasalar “kendini savunan” (militan) demokrasi araçları öngörür: demokratik düzeni yıkmayı amaçlayan partilerin kapatılması, hakların kötüye kullanılmasının yasaklanması gibi. Türk Anayasası’nda AY m.14 (hakların kötüye kullanılamaması) ve AY m.68–69 (siyasi partiler) bu anlayışın örnekleridir.
Türk pozitif hukukunda demokrasi
AY m.2, Türkiye Cumhuriyeti’ni “demokratik” bir devlet olarak niteler. Anayasa’nın tercih ettiği model, temsilî demokrasi esasına dayanan, yarı-doğrudan unsurlar içeren bir modeldir.
Temsil esası: AY m.6/2, egemenliğin “yetkili organları eliyle” kullanılacağını; AY m.80 ise milletvekillerinin bütün milleti temsil ettiğini öngörür. Bu, temsilî vekâletin açık ifadesidir.
Seçim ilkeleri: Seçimlerin yapılış esasları doğrudan Anayasa’da düzenlenmiştir.
Siyasi partiler: Çok partili rekabet, temsilî demokrasinin işleyişi için vazgeçilmezdir.
Yarı-doğrudan unsurlar: 1982 Anayasası’nda halkoylaması esas olarak anayasa değişikliklerinde öngörülmüştür (AY m.175). Üye tamsayısının beşte üçü ile üçte ikisi arasında bir oyla kabul edilen anayasa değişikliği kanunları halkoyuna sunulur; üçte iki veya daha fazla oyla kabul edilenleri Cumhurbaşkanı halkoyuna sunabilir. Anayasa’da halk teşebbüsü, halk vetosu veya milletvekillerinin geri çağrılması gibi kurumlar yer almaz.
Özet
- Demokrasi, iktidarın kaynağının yönetilenler olduğu ve yönetilenlerin iktidarın belirlenmesine katıldığı yönetimdir; Antik Atina doğrudan demokrasinin klasik örneğidir.
- Uygulanış biçimleri: doğrudan, temsilî ve yarı-doğrudan demokrasi; yarı-doğrudan kurumlar referandum, halk vetosu, halk teşebbüsü, geri çağırma ve plebisittir.
- Klasik teori çoğunluk iradesini, liberal teori çoğunluk + hakların korunmasını öne çıkarır; Tocqueville ve Mill “çoğunluğun tiranlığı” tehlikesine dikkat çeker.
- Schumpeter (1942) demokrasiyi liderlerin oy için rekabet yöntemi olarak, Dahl gerçek demokrasileri “poliarşi” olarak tanımlar.
- Katılımcı teori yaygın katılımı, müzakereci teori (Habermas, Rawls) gerekçeli kamusal tartışmayı vurgular.
- 1982 Anayasası temsilî demokrasiyi esas alır (AY m.6, 80), seçim ilkelerini AY m.67’de, siyasi partileri AY m.68’de düzenler.
- Halkoylaması esas olarak anayasa değişikliklerinde (AY m.175) öngörülmüştür; halk teşebbüsü, halk vetosu ve geri çağırma yoktur.