Osmanlı Yargı Teşkilatı

Kadı, naib, kazasker, şeyhülislam, Divan-ı Hümayun ve şer'iye sicilleri; Tanzimat sonrası nizamiye, ticaret ve cemaat mahkemeleriyle yargı çokluğu.

Son güncelleme: 21 Ekim 2026 7 dk okuma AY m.9, AY m.37/1

Osmanlı yargı teşkilatının merkezinde, tek başına karar veren ve hem yargı hem yönetim görevleri üstlenen kadı bulunur. Klasik dönemde sade ve yaygın bir örgütlenme olan bu yapı, Tanzimat’tan sonra yeni mahkeme türlerinin eklenmesiyle çok parçalı bir görünüme kavuşmuştur. Sınavlarda kadının yetkileri, kazasker ve şeyhülislamın görevleri, Divan-ı Hümayun’un yargısal işlevi ve Tanzimat sonrası mahkeme çeşitliliği sık sorulur.

Klasik dönem yargı örgütü

Kadı ve kaza

Osmanlı ülkesi idari ve adli bakımdan kaza denilen birimlere ayrılırdı. Her kazanın başında bir kadı bulunurdu. Kadı, medrese eğitimi almış ilmiye sınıfı mensubuydu ve padişah adına görev yapardı.

Kadının yargı yetkisinin temel özellikleri:

  • Tek hâkimli yargılama: Kadı davaları tek başına görür ve karara bağlardı.
  • Genel yetki: Hukuk ve ceza davalarına, Müslüman ve gayrimüslim tarafların uyuşmazlıklarına bakabilirdi (gayrimüslimlerin kendi aralarındaki aile ve din işleri cemaat mahkemelerine aitti).
  • İki hukuku birlikte uygulama: Kadı hem şer’î hükümleri hem de kanunname ve fermanlarla konulan örfî kuralları uygulardı.
  • Tek dereceli yargı: Bugünkü anlamda istinaf veya temyiz mahkemesi yoktu. Ancak haksızlığa uğradığını düşünen kişi padişaha veya Divan-ı Hümayun’a şikâyette bulunabilirdi (arz-ı hal).

Kadının yargı dışı görevleri

Kadı yalnızca bir yargıç değildi; kazada devlet otoritesinin önemli temsilcisiydi. Yargı dışı görevlerinden başlıcaları:

Görevİçerik
Noterlik benzeri işlerSözleşme, satış, borç ve vakfiye gibi işlemleri kayda geçirip belgelendirmek (hüccet)
Vesayet ve mirasYetimlere vasi atamak, terekeleri tespit etmek ve paylaştırmak
Belediye işleriNarh (fiyat) belirlemek, çarşı ve esnafı denetlemek
Vakıf denetimiVakıfların vakfiyeye uygun yönetilip yönetilmediğini denetlemek
Merkezle yazışmaFermanları kayda geçirip uygulamak, merkeze bilgi vermek

Kadılıklar arasındaki derece farkı

Bütün kadılıklar aynı önemde değildi. Büyük şehirlerin kadılıkları mevleviyet adıyla anılan üst dereceli kadılıklardı; bunların başında İstanbul, Edirne ve Bursa kadılıkları gelirdi. Daha küçük kazalarda görev yapan kadılar ise alt derecelerdeydi. Kadılar belirli süreler için atanır, süre sonunda başka bir kazaya gönderilir veya yeni atama için beklerdi. Bu sistem, kadının bulunduğu yerde yerel güç odaklarıyla kalıcı bağlar kurmasını önlemeye yönelikti. Kadılığa atanabilmek için medrese eğitimini tamamlamış olmak gerekirdi; bu nedenle kadılar, müderrisler ve müftülerle birlikte ilmiye sınıfının parçasıydı.

Kadıya yardımcı görevliler

  • Naib: Kadının vekili; kazanın bağlı bölgelerinde veya kadının bulunmadığı durumlarda yargı görevini yürütür.
  • Kâtip: Mahkeme işlemlerini ve kararları sicile yazar.
  • Muhzır: Tarafları mahkemeye çağıran ve getiren görevli.
  • Kassam: Mirasın (terekenin) taksimiyle görevli memur.
  • Şuhûdü’l-hâl: Duruşmada hazır bulunan, işlemlerin doğru yürütüldüğüne tanıklık eden kişiler; adları kayıtların sonuna yazılırdı.
  • Subaşı / ehl-i örf: Kadı kararlarının yerine getirilmesine ve asayişe yardımcı olan yürütme görevlileri.

Şer’iye (kadı) sicilleri

Kadı mahkemesinde görülen davalar, kayda geçirilen hukuki işlemler (hüccet), kararlar (ilam) ve merkezden gelen ferman ve emirler şer’iye sicili adı verilen defterlere işlenirdi. Bu siciller hem ispat aracı hem de bugün Osmanlı sosyal, ekonomik ve hukuk tarihi için temel kaynaktır.

BelgeAnlamı
HüccetKadı huzurunda yapılan bir hukuki işlemi veya beyanı belgeleyen yazı
İlamKadının bir davada verdiği kararı gösteren yazı
Ferman ve berat suretleriMerkezden gelen emirlerin kayda geçirilmiş örnekleri

Kadı mahkemesinde yargılama

Kadı mahkemesinde yargılama sözlü ve hızlıydı. Taraflar mahkemeye bizzat gelebilir veya bir vekil aracılığıyla davayı takip edebilirdi. İspat bakımından şer’î hukukun deliller sistemi uygulanırdı:

  • İkrar: Davalının iddiayı kabul etmesi en güçlü delildir.
  • Beyyine (tanık): İddia eden, iddiasını kural olarak tanıkla ispat eder.
  • Yemin: Davacı iddiasını ispat edemezse, inkâr eden davalıya yemin teklif edilir.

Bu sistem, ispat yükünün iddia edende olduğu ilkesine dayanır. Sicile kaydedilmiş hüccetler ise uygulamada güçlü bir ispat aracı olarak kullanılırdı.

Merkezdeki yargı makamları

Kazasker (kadıasker)

Kazaskerler, ilmiye sınıfının üst yöneticileri ve Divan-ı Hümayun’un üyeleriydi. Başlangıçta tek olan kazaskerlik daha sonra Rumeli ve Anadolu kazaskerliği olarak ikiye ayrılmıştır. Görevleri:

  • kadı ve müderrislerin atanmasında rol oynamak,
  • Divan-ı Hümayun’da şer’î davalara bakmak,
  • kendi divanlarında askerî sınıfa ilişkin davaları görmek.

Şeyhülislam

Şeyhülislam başlangıçta İstanbul müftüsü olarak fetva veren bir makamdı. Zamanla ilmiye teşkilatının başına geçmiş, kadı atamalarında da belirleyici hâle gelmiştir. Görevleri:

  • fetva vermek: devletin ve kişilerin sorduğu hukuki-dinî meselelere görüş bildirmek;
  • padişahın önemli kararlarının (savaş, kanun niteliğindeki düzenlemeler) şer’e uygunluğunu fetvayla desteklemek;
  • ilmiye sınıfını yönetmek.

Şeyhülislam Divan-ı Hümayun’un daimi üyesi değildi. Fetvanın kadıyı hukuken bağlayıp bağlamadığı tartışmalıdır; ancak uygulamada fetvalar yargı üzerinde güçlü bir etkiye sahipti.

Divan-ı Hümayun

Divan-ı Hümayun, devletin en yüksek yönetim organı olmasının yanında en yüksek mahkeme işlevi de görüyordu. Burada:

  • kadı kararlarına karşı yapılan şikâyetler incelenir,
  • önemli davalar ve devlet görevlileriyle ilgili davalar görülür,
  • halkın doğrudan başvuruları (arz-ı hal) değerlendirilirdi.

Divan’da şer’î davalara kazaskerler bakardı. Divan, padişah adına çalışan bir organdı; nihai yargı yetkisi padişaha aitti.

MakamTemel işlevDivan-ı Hümayun üyeliği
KadıKazada yargı + idari görevlerHayır
KazaskerKadı atamaları, Divan’da şer’î davalarEvet
ŞeyhülislamFetva, ilmiye teşkilatının başıDaimi üye değil
MüftüFetva (bağlayıcı karar değil)Hayır

Diğer yargı yerleri

  • Cemaat (ruhani) mahkemeleri: Gayrimüslim toplulukların aile, miras ve din işlerine bakardı.
  • Konsolosluk mahkemeleri: Kapitülasyonlar çerçevesinde yabancılar arasındaki bazı uyuşmazlıklara kendi konsoloslarınca bakılırdı. Kapitülasyonların genişlemesi bu yargının alanını büyütmüştür.

Tanzimat sonrası: yargıda çokluk

Tanzimat’la birlikte yeni kanunların uygulanması ve yabancılarla artan ticari ilişkiler yeni mahkemeler kurulmasını gerektirdi. Sonuçta yargı tek merkezli yapıdan çok parçalı bir yapıya geçti:

MahkemeGörev alanı
Şer’iye mahkemeleriAile, miras, vakıf gibi şer’î konular
Ticaret mahkemeleriTicari uyuşmazlıklar; yabancı tacirlerle ilgili davalar (karma heyetler)
Nizamiye mahkemeleriYeni kanunlara (ceza, usul vb.) dayanan hukuk ve ceza davaları; derece sistemi
Cemaat mahkemeleriGayrimüslimlerin aile ve din işleri
Konsolosluk mahkemeleriKapitülasyonlardan doğan yabancı uyruklu davaları

1868’de Divan-ı Ahkâm-ı Adliye (yargı alanında en üst merci; bugünkü Yargıtay’ın öncülü sayılır) ve Şûra-yı Devlet (bugünkü Danıştay’ın öncülü) kurulmuştur. Nizamiye mahkemelerinde derece sisteminin benimsenmesiyle istinaf ve temyiz kavramları Osmanlı yargısına girmiştir. Adliye işlerini yürütmek üzere ayrıca bir Adliye Nezareti oluşturulmuştur.

Bu çok parçalılığın sonuçları:

  • aynı ülkede farklı hukuklara göre çalışan mahkemeler arasında görev uyuşmazlıkları,
  • yargı birliğinin bozulması,
  • yabancıların ayrıcalıklı yargı konumunun egemenliği zedelemesi.

Cumhuriyet’le birlikte 1924’te şer’iye mahkemeleri kaldırılmış, kapitülasyonlar Lozan Antlaşması (1923) ile sona ermiş ve yargı birliği sağlanmıştır.

Bugünkü yargı ilkeleriyle karşılaştırma

Osmanlı’da yargı yetkisi padişah adına kullanılırdı; kadı padişahın atadığı ve görevden alabildiği bir görevliydi. Bugün yargı yetkisi millet adına bağımsız mahkemelerce kullanılır:

Tanzimat sonrası mahkeme çokluğu ve konsolosluk yargısı, kişinin hangi yargı merciine tabi olacağı konusunda belirsizlik yaratmıştı. Bugün kanuni hâkim güvencesi bu belirsizliği önler:

Özet

  • Klasik dönemde yargının temel birimi kaza, yargıcı ise tek hâkim olarak görev yapan kadıdır.
  • Kadı hem şer’î hem örfî hukuku uygular; noterlik, vesayet, narh ve vakıf denetimi gibi idari görevleri de vardır.
  • Kadının yardımcıları naib, kâtip, muhzır, kassam ve şuhûdü’l-hâldir; işlemler şer’iye sicillerine kaydedilir (hüccet, ilam).
  • Kazaskerler (Rumeli ve Anadolu) Divan-ı Hümayun üyesidir ve kadı atamalarında rol oynar.
  • Şeyhülislam fetva makamı ve ilmiye teşkilatının başıdır; Divan’ın daimi üyesi değildir.
  • Divan-ı Hümayun en yüksek mahkeme işlevi de görür; kadı kararlarına karşı şikâyetler burada incelenir.
  • Tanzimat sonrası şer’iye, nizamiye, ticaret, cemaat ve konsolosluk mahkemeleriyle yargı çokluğu oluşmuş; 1868’de Divan-ı Ahkâm-ı Adliye ve Şûra-yı Devlet kurulmuştur.
  • Yargı birliği Cumhuriyet döneminde sağlanmış; bugün yargı millet adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır (AY m.9).

Kaynakça

Mini deneme: Osmanlı Yargı Teşkilatı

10 soru · ücretsiz
  1. 1. Klasik dönem Osmanlı yargısında kadıya ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

  2. 2. Bir kazada vefat eden tüccar C'nin mirasçıları, terekenin tespit edilip aralarında paylaştırılması için kadıya başvurur. Kadı mahkemesinde bu işle görevli memur aşağıdakilerden hangisidir?

  3. 3. A, B'ye bir evi kadı huzurunda satmış; kadı tarafların beyanlarını, tanıkları ve bedeli gösteren bir belge düzenleyip deftere kaydetmiştir. Yıllar sonra A'nın mirasçıları satışın yapılmadığını ileri sürmektedir. B'nin dayanabileceği belge ve kayıt aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

  4. 4. Divan-ı Hümayun üyesi olan, kadı ve müderrislerin atanmasında rol oynayan ve Divan'da şer'î davalara bakan makam aşağıdakilerden hangisidir?

  5. 5. Şeyhülislam ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

  6. 6. Kadı mahkemesinde davacı A, davalı B'den alacağı olduğunu iddia eder; ancak tanık gösteremez ve B iddiayı inkâr eder. Şer'î ispat sistemine göre yargılama nasıl devam eder?

  7. 7. I. Şer'iye mahkemeleri
    II. Nizamiye mahkemeleri
    III. Konsolosluk mahkemeleri
    IV. Ticaret mahkemeleri
    Yukarıdakilerden hangileri, klasik dönemde bulunmayıp Tanzimat sonrasında yeni kanunların uygulanması ve ticari ihtiyaçlar nedeniyle kurulan mahkemelerdir?

  8. 8. 1868'de kurulan ve bugünkü Yargıtay'ın öncülü sayılan yargı organı aşağıdakilerden hangisidir?

  9. 9. Osmanlı'da İstanbul, Edirne ve Bursa gibi büyük şehirlerin kadılıklarını ifade eden üst dereceli kadılıklara ne ad verilir?

  10. 10. Tanzimat sonrası yargıdaki çok parçalılığın ve konsolosluk yargısının yarattığı "kişinin hangi merci önüne çıkarılacağı" belirsizliğine bugünkü Anayasa'da en doğrudan karşılık veren güvence aşağıdakilerden hangisidir?

Bu not 4. konu olarak Türk Hukuk Tarihi dersinin bir parçasıdır. Notlar bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki danışmanlık yerine geçmez. Kanun metinleri mevzuat.gov.tr'den alıntılanmıştır; hata bildirimi için iletişim.