İslamiyet öncesi Türk devletlerinde (Hun, Göktürk, Uygur gibi) hukuk düzeni yazılı kanunlardan çok töre adı verilen kurallar bütününe dayanıyordu. Bu dönemi bilmek, Türk devlet geleneğindeki hükümdar–hukuk ilişkisini, sonradan Osmanlı’da görülecek örfî hukuk anlayışının köklerini ve ülke yönetimindeki bazı kalıcı kurumları anlamak için önemlidir. Sınavlarda özellikle töre ile kut kavramları, kurultayın işlevi ve Uygur belgelerinin özellikleri sorulur.
Bilgi kaynakları
Dönemin hukukuna ilişkin bilgiler dağınıktır ve büyük ölçüde dolaylı kaynaklardan gelir:
- Orhun (Göktürk) yazıtları: 8. yüzyıla ait bu yazıtlar devlet anlayışını, töreye ve kuta bakışı yansıtan en önemli yerli kaynaktır.
- Çin kaynakları: Komşu Türk topluluklarını anlatan Çin yıllıkları, özellikle ceza uygulamalarına ilişkin bilgi verir; ancak yabancı gözlemcinin bakışını taşıdığı için dikkatle değerlendirilir.
- Uygur hukuk belgeleri: Yerleşik hayata geçen Uygurlardan kalan satım, borç, kira gibi işlemlere ait yazılı belgeler, özel hukuk uygulamasını doğrudan gösteren nadir kaynaklardır.
Bu nedenle dönemin hukuku hakkında kesin ve ayrıntılı kural listeleri vermek güçtür; öğretide ortak kabul gören genel çizgiler üzerinden anlatım yapılır.
Töre: hukukun temel kaynağı
Kavram ve nitelikleri
Töre, toplumda uzun süre uygulanarak yerleşmiş örf ve âdet kuralları ile hükümdarın koyduğu kuralların birleşiminden oluşan hukuk düzenidir. Göktürk yazıtlarında hükümdarın görevleri arasında töreyi korumak ve düzenlemek açıkça yer alır. Töreye ilişkin öğretide öne çıkan özellikler şunlardır:
- Yazısız olması: Kurallar kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılırdı.
- Laik karakter: Töre dinî bir vahye dayanmaz; toplumun yaşayışından ve siyasi iradeden doğar. Bu yön, İslamiyet sonrası şer’î hukuktan temel farkıdır.
- Herkesi bağlaması: Töre hükümdarı da bağlar. Hükümdar töreyi koruyan ve uygulayan kişidir; töreye aykırı davranan hükümdarın meşruiyeti sorgulanabilir.
- Değişebilirlik: Töre, örf temelli olduğu için zamanla gelişebilir; hükümdar ve kurultay yeni kurallar koyarak töreyi tamamlayabilir.
Töreyi oluşturan unsurlar
| Unsur | Açıklama |
|---|---|
| Örf ve âdet | Toplumda uzun süre tekrarlanarak bağlayıcı hâle gelen davranış kuralları |
| Hükümdarın emirleri | Kağanın siyasi otoritesine dayanarak koyduğu kurallar |
| Kurultay kararları | Devlet işlerinin görüşüldüğü mecliste alınan kararlar |
Kut anlayışı ve hükümdarlık
Kut, hükümdarlık yetkisinin Gök Tanrı tarafından verildiği inancını ifade eder. Hükümdarlığın meşruiyeti bu ilahî lütfa dayanır. Ancak kut anlayışının hukuk açısından en önemli yönü, kutun kaybedilebilir olmasıdır: Hükümdar halkını doyurmaz, adaletle yönetmez ve töreyi korumazsa kutunu yitirdiğine inanılır. Böylece kut, sınırsız bir mutlakiyeti değil, ödevlere bağlı bir hükümdarlığı ifade eder.
Hükümdarlığın hanedan içinde kalması da bu anlayıştan beslenir: Kut belirli bir aileye verilmiş sayıldığından hükümdar bu soydan gelir. Fakat hanedanın hangi üyesinin tahta geçeceğine dair kesin bir veraset kuralı bulunmaması, sık sık taht mücadelelerine yol açmıştır.
Ülkenin hanedanın ortak malı sayılması
Türk devlet geleneğinde ülke, hükümdar ailesinin ortak malı olarak görülürdü. Bunun iki sonucu vardır:
- Ülke yönetimi hanedan üyeleri arasında paylaştırılabilirdi.
- Belirli bir halef belirleme kuralı olmadığından, hükümdarın ölümünden sonra hanedan üyeleri arasında taht kavgaları yaşanabilirdi.
Bu anlayış Osmanlı’nın ilk dönemlerinde de etkisini göstermiş, ancak zamanla merkezîleşme yönünde terk edilmiştir.
İkili teşkilat
Göktürklerde ülke doğu ve batı olarak iki kanada ayrılmıştı. Doğu kanadı merkez kabul edilir ve doğrudan kağana bağlıydı; batı kanadı ise kağana bağlı bir yabgu tarafından yönetilirdi. Bu yapı, geniş toprakların yönetilmesini kolaylaştıran bir idari çözümdür.
Kurultay (toy)
Kurultay, devletin önemli işlerinin görüşüldüğü meclistir. Hükümdar, hatun, hanedan üyeleri, boy beyleri ve devlet ileri gelenleri katılırdı. Başlıca konular şunlardı:
- savaş ve barış kararları,
- töreye ilişkin yeni kuralların konulması,
- devletin önemli yönetim sorunları,
- bazı dönemlerde hükümdarın belirlenmesi.
Kurultay, modern anlamda bir yasama organı değildir; hükümdarın yanında danışma ve onay işlevi gören, siyasi ağırlığı yüksek bir meclistir. Son karar çoğu zaman hükümdara aittir.
Yargı düzeni
En yüksek yargı yetkisi hükümdara aitti. Hükümdar adına yargılama yapan görevlilere yargucu gibi adlar verildiği kaynaklarda geçer. Önemli davalar kurultayda veya hükümdarın huzurunda görülebilirdi.
Yargının genel özellikleri:
- Yargı hükümdar adına ve töreye göre dağıtılırdı.
- Yerel düzeyde boy beyleri de uyuşmazlıkları çözebilirdi.
- Ayrı bir yargı örgütü ile yürütme arasında modern anlamda bir kuvvetler ayrılığı bulunmuyordu.
Ceza hukuku
Çin kaynaklarına dayanılarak aktarılan bilgilere göre bazı fiiller çok ağır yaptırımlarla karşılanırdı. Devlete isyan, vatana ihanet ve adam öldürme gibi fiillerin ölüm cezasını gerektirdiği; hırsızlıkta ise çalınan malın katlarıyla tazmininin istendiği aktarılır. Bu bilgiler, cezanın hem caydırıcı hem de zararı gidermeye yönelik (tazmin) yönlerinin birlikte bulunduğunu gösterir. Kan davası ve bedel ödenerek uzlaşma gibi kurumların varlığından da söz edilir.
Aile hukuku
Türk ailesi babanın başında bulunduğu ataerkil bir yapıya sahipti; ancak kadının toplumsal konumu dönemin birçok toplumuna göre güçlüydü. Hükümdarın eşi olan hatun, devlet törenlerinde ve bazı yönetim işlerinde hükümdarla birlikte yer alabilirdi.
Öne çıkan kurumlar:
- Kalın (başlık): Evlenmede erkek tarafının kız tarafına verdiği mal veya değerdir.
- Çeyiz: Kızın evlenirken baba evinden getirdiği mallardır.
- Kayın (levirat) evliliği: Ölen kocanın dul eşinin, ailenin başka bir erkek üyesiyle evlenmesine olanak tanıyan uygulama; ailenin malvarlığının ve çocukların aile içinde kalmasını amaçlar.
- Aile genellikle ana, baba ve çocuklardan oluşan küçük aile şeklindeydi; evlenen erkek çocuk ayrı bir hane kurabilirdi.
Mülkiyet ve ekonomik hayat
Göçebe hayat tarzının etkisiyle mülkiyet ilişkileri ikili bir görünüm taşır:
| Mal türü | Mülkiyet durumu |
|---|---|
| Hayvan sürüleri, çadır, silah, ev eşyası | Kişiye veya aileye ait özel mülkiyet |
| Otlaklar, yaylak ve kışlaklar | Boy veya topluluğun ortak kullanımı |
Hayvanlar ekonomik hayatın temelini oluşturduğundan hayvanlara yönelik haksız fiiller ağır karşılanırdı. Hayvanlarda sahipliği göstermek için damga (tamga) kullanılırdı; damga aynı zamanda boyların ayırt edici işaretiydi.
Uygur hukuk belgeleri
Uygurlar yerleşik hayata geçtikten sonra özel hukuk işlemlerini yazıya dökmeye başladılar. Doğu Türkistan’da bulunan belgeler, İslamiyet öncesi Türk özel hukukunun en somut kanıtlarıdır. Belgelerde görülen ortak özellikler:
- İşlem türleri: satım, ödünç (borç), kira ve benzeri sözleşmeler yer alır.
- Tanıklar: İşlemin sağlamlığı için tanıkların adları belgeye yazılırdı.
- Mühür veya işaret: Taraflar ve tanıklar belgeye damga, mühür veya işaretlerini koyardı.
- Cezai şart benzeri kayıtlar: Sözleşmeden dönen veya borcunu ödemeyen tarafın yükleneceği yaptırımlara dair hükümler bulunurdu.
- Zapta karşı güvence: Satılan mala üçüncü kişinin hak iddia etmesi hâlinde satıcının sorumluluğunu öngören kayıtlar görülür.
Bu belgeler, Uygurların sözleşme serbestisi, ispat ve borcun güvence altına alınması konularında gelişmiş bir uygulamaya sahip olduğunu gösterir.
Kamu hukuku ve devlet anlayışı: genel değerlendirme
| Kurum | İçerik | Sonraki dönemlere etkisi |
|---|---|---|
| Töre | Örf + hükümdar iradesi + kurultay kararlarından oluşan laik hukuk | Osmanlı’daki örfî hukuk anlayışına zemin hazırladığı ileri sürülür |
| Kut | Hükümdarlığın Tanrı vergisi olması, adaletle yönetme ödevine bağlılık | Hükümdarın adalet dağıtma görevi vurgusu |
| Ortak mal anlayışı | Ülkenin hanedanın ortak malı sayılması | Taht mücadeleleri; zamanla merkezîleşme |
| Kurultay | Danışma ve karar meclisi | Divan geleneğiyle benzerlik kurulur |
| İkili teşkilat | Doğu–batı kanatlarına ayrılan yönetim | Geniş ülkelerin yönetiminde örnek |
Bu tablo, İslamiyet öncesi dönemle Osmanlı arasındaki bağın doğrudan bir kurum aktarımı değil, devlet geleneğinde süreklilik şeklinde olduğunu gösterir. Özellikle hükümdarın şeriatın düzenlemediği alanlarda kural koyabilmesi fikri, öğretide çoğunlukla töre geleneğiyle ilişkilendirilir.
Özet
- İslamiyet öncesi Türk hukukunun temel kaynağı yazısız ve laik nitelikli töredir; töre örf, hükümdar emirleri ve kurultay kararlarından beslenir ve hükümdarı da bağlar.
- Kut, hükümdarlığın Tanrı tarafından verildiği inancıdır; ancak adaletle yönetmeyen hükümdar kutunu yitirebilir.
- Ülke hanedanın ortak malı sayılır; kesin veraset kuralının yokluğu taht kavgalarına yol açmıştır.
- Kurultay, devlet işlerinin görüşüldüğü danışma ve karar meclisidir; modern parlamento değildir.
- En yüksek yargı yetkisi hükümdardadır; yargucu adı verilen görevliler hükümdar adına yargılama yapar.
- Ceza anlayışı ağırdır; hırsızlıkta kat kat tazmin aktarılır.
- Aile ataerkildir ama kadının konumu görece güçlüdür; kalın, çeyiz ve kayın evliliği bilinen kurumlardır.
- Uygur belgeleri yazılı sözleşme, tanık, mühür ve cezai şart benzeri kayıtlarla gelişmiş bir özel hukuk uygulamasını gösterir.